Ölülerimizi “sık kullanılanlara” ekliyoruz.

Ölülerimize ölülerimiz ekliyoruz.*

Her güne bir kadın cinayeti haberi ile başlarken gün bitmeden yeni bir kadın cinayeti ile hayatımıza devam ediyoruz. Birbirini tanımayan kadınların isimleri yan yana geliyor. Şule Çet’in, Özgecan Aslan cinayeti için sosyal medyada tepki verdiğini,  Ceren Özdemir’in, Güleda Cankel’in öldürülmesine karşı paylaşım yaptığını öğreniyoruz. Bir sarmal gibi hayatımızı içine alan erkek şiddeti, “sıra bende mi?” korkusu yaşatıyor her kadına. Hashtaglere eklenen isimler hızla değişirken, kadın cinayetleri sistematik olarak devam ediyor. Ceren Özdemir’in öldürülmesinin ardından yayınlanan videoda, Ceren’in kısa bakışı üzerinden tüm kadınlar kendini buluyor. Ardından sosyal medyada paylaşılan kadınlık deneyimleri; “Eve sipariş edilen yemeği alırken boş odalara seslenmek, yolda yürürken tedirginlik anında markete girmek, taksiye binince telefonda konuşur gibi yapmak…” gündelik hayatın kadınlar için ne kadar zor olduğunu gözler önüne seriyor.

Erkek şiddeti sonucu öldürülen kadınların isimlerinin yer aldığı anıt sayaçta -bu yıl bitmeden- 391 kadının, erkekler tarafından öldürüldüğü yazıyor. Kadın cinayetlerinin ötesinde kadın kırımı (femicide) diyebileceğimiz zamanlardan geçiyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin sonucu erkek şiddeti, gücünü toplumdan alıyor. Kadınlara yönelik baskı ve sömürünün bir aracı olarak şiddet, her geçen gün dozunu artırırarak devam ediyor. Kadına yönelik erkek şiddeti Türkiye’ye özgü değil elbette, evrensel bir sorun. Fransa’dan Amerika’ya, Arjantin’den Hindistan’a; patriyarka, dünyanın her yerinde ve buna karşı mücadele de her ülkenin kendi dinamiklerine göre şekilleniyor.

Ni Una Menos/Bir Kadın Daha Eksilmeyeceğiz

Arjantin’de 2015’te 14 yaşındaki Chiara Páez’in öldürülmesinin ardından başlayan “Ni Una Menos” hareketi yayılarak, başta kadın cinayetleri olmak üzere şiddetin her türlüsüne karşı ses çıkaran milyonlarca kadını Latin Amerika sokaklarına dökmüştü. Bu hareket, kimlik siyasetinin ötesinde kapitalist birikimin temelini oluşturan şiddetin altını çizen bir hareket olması nedeniyle her yerden kadını bir araya getirdi. İşçi, yerli, lezbiyen, trans kadınların desteklediği Ni Una Memos, kadın cinayetlerine karşı mücadele ederken, aynı zamanda neoliberal politikalara karşı savaşarak hareketin genişlemesine ve radikalleşmesine yol açtı. Her 30 saatte bir kadının öldürüldüğü Arjantin’de feminist kadınlar, Uluslararası Kadın Grevi’nin örgütlenmesinde de öncü rol oynamışlardı. Suçlu ilan edilen göçmenlerden ataerkil adalete, yoksullaşmadan kürtaj hakkına kadar iç içe geçmiş tüm yapısal sorunlara meydan okuyarak ilerleyen Latin Amerikalı kadınlar, özgürlük ve eşitlik mücadelesini omuzlamaya devam ediyor.

Bir başka ülkede; Şili’de, devam eden hükümet karşıtı protestolarla feminist mücadele birleşti. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde, “Hata benim değil, nerede olduğum, ne giydiğim değil. Tecavüzcü sensin! Polisler, yargıçlar, devlet, cumhurbaşkanı!” sözleri eşliğinde dans eden feminist grup LasTesis tüm dünyada yankı uyandırdı. Suçlunun kim olduğunu açıklıkla dillendiren bu şarkı, şiddetin politikliğini ortaya koyması ve devletten  hesap sorması ile tüm kadınların sesi oldu. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı gerçekleşen bu eylem, sosyal medyada yayınlanmasının ardından; İspanya, Fransa, Kolombiya, İngiltere ve birçok ülkeye dalga dalga yayıldı. 5 Aralık’ta ise, Pinochet darbesi sırasında işkencelerin yapıldığı ulusal stadyumda bir araya gelen binlerce Şilili kadın, -yeniden ve daha güçlü- erkek şiddetine karşı protestoyu bir kez daha gerçekleştirdi.

Bir Kişi Daha Eksilmeye Tahammülümüz Yok

Türkiye’de ise erkek şiddeti her geçen gün artarken, kadınlar mücadeleden vazgeçmiyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde, gece yürüyüşünü önce yasaklayan ardından da biber gazı ve plastik mermiyle saldıran devlete karşı kadınlar, ısrarla sokakları da meydanları da bırakmadı. Kadınlara yönelik erkek şiddetinin verileri yıllardır devlet tarafından paylaşılmazken, resmi olmayan veriler bile cinayetlerin kadın kırımına dönüştüğünü gösteriyor. Erkek şiddeti AKP döneminde ortaya çıkmadı ancak AKP iktidarının politikaları, erkek şiddetinin artmasında etkili oldu. Cumhurbaşkanı başta olmak üzere; iktidarın “kadın-erkek fıtratı gereği eşit değildir.” söylemleri, kadınların hayatına şiddet olarak yansıyor. Zaten var olan toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlik, bu yönlendirmelerle erkek şiddetine gerekçe oluyor ve şiddet normalleştiriliyor. Bununla birlikte, uygulanmayan yasalar ve cezasızlık, erkek şiddetinin artmasına olanak sağlıyor. Kızının gözü önünde öldürülen ve yarım saat öncesinde polis karakoluna giden Emine Bulut’un “Ölmek istemiyorum!” çığlıkları kulaklarımızdan silinmeyecek, biliyoruz. Emine Bulut’un katledilmesinin, eski eşinin tehditleri nedeniyle 23 kez suç duyurusunda bulunan Ayşe Tuba Arslan’ın eski eşi tarafından öldürülmesinin ve 12 suç kaydı bulunan 2 kez cezaevinden firar etmiş katilin, Ceren Özdemir’i öldürmesinin tek bir sorumlusu var…

Ceren Özdemir’in öldürülmesinin ardından açıklama yapan sorumlular, cinayeti münferit sayarak normalleştiriyor ve eleştirilerin artık faydası olmayacağını söyleyerek sorumluluktan kaçmaya çalışıyor. İçişleri Bakanı Soylu, sanki cezaevinden 2 kez firar etmek ve birini öldürmek olağanmış gibi basına demeç veriyor. Katil için “cani, hasta, sapık” profili çizilerek yapılan açıklamalar artık kimseye inandırıcı gelmiyor. Binlerce kadını öldüren, cinsel saldırı ve tacizde bulunan erkeklerin hiçbiri cani ya da sapık değildi. Hukuka erişemeyen, suç duyurusunda bulunan ancak yaşamları için hiçbir güvenlik önlemi alınmayan kadınlar, devletin sorumsuzluğu nedeniyle hayatlarını kaybetti. Kaçamak açıklamalar ve güvenlik endişesi olmaması gerektiğine dair telkinler, suçun üstünü örtmüyor.

İmzaladığı sözleşmelerle kadınlara dair önemli gelişmelerin kendi dönemlerinde elde edildiğini söyleyen AKP iktidarı, ne İstanbul Sözleşmesi’ne uyuyor ne 6284 sayılı yasanın uygulanmasına izin veriyor. Yargı,  uygulamakla yükümlü olduğu 6284 sayılı yasanın önleyici tedbirlerini iktidarın baskısı nedeniyle uygulamıyor ya da isteksiz davranıyor. Ana akım medya ise kadınların parolası haline gelen 6284 sayılı yasa için kara propaganda yapmaya devam ediyor. Sosyal medyada gündem olmayan, kadın örgütlerinin takip edemediği/yetişemediği davaların üstü örtülüyor. AKP iktidarı kadınlara yönelik erkek şiddetini önlemek yerine, kadınların mücadelesi ile elde edilen kazanımları bir bir yok etmek istiyor. HDP’li belediyelere atanan kayyımlar aracılığıyla siyasette eşit temsiliyet ve eş başkanlık hedef alınırken, kadın kurumları ve sığınaklar kapatılıyor. Bir yandan kadınların hakları gasp edilirken, diğer yandan kadına yönelik erkek şiddetini önleme komisyonu yerine ‘boşanmaları önleme komisyonu’ kuruluyor. Devlet eliyle uygulamaya konulan kadın bedeni ve cinsiyet rolleri üzerinden toplumu muhafazakarlaştırma ve aileyi koruma politikaları, toplumsal cinsiyet temelli şiddetin artmasına neden oluyor.

Sonuç Yerine

Feminist hareket, salt hak mücadelesine dayanmasa da hukuk mücadelesi kadın kurtuluş mücadelesinin bir parçası. Bu yüzden, binbir emek ve mücadeleyle elde ettiğimiz kazanımlarımızın gerisine düşmeden sesimizi yükseltmeye devam ediyoruz. Şule Çet cinayetinin aydınlatılması da, OHAL’de yasakları çiğneyerek sokaklara çıkmamız da kadın mücadelesi sayesindeydi. Bugün, Lübnan’da, İran’da Irak’ta ve Şili’de halk ayaklanmalarının en ön saflarında kadınlar yer alıyor. Devlet şiddetine, kadın kırımına karşı dünyanın her yerinde değişimin sembolü, kadın mücadelesi. Rosa Luxemburglar’dan, Clara Zetkinler’den, Behice Boranlar’dan, Sakineler’den aldığımız devrimci mirasın coșkusuyla; yașamak ve yașatmak için, kazanımlarımız ve geleceğimiz için mücadelemiz devam ediyor.

Ceren Acer

*Birhan Keskin ve Aslı Serin’in erkek şiddetine karşı dikkat çekmek için birlikte yazdıkları http://anitsayac.com şiirinden.

Ceren Acer

BY:

acerceren@gmail.com

Avukat