Ve işçi işçi olduğu için
ona başkası vermez özgürlüğü.
Onu kurtaracak başkaları değil,
bu iş işçinin kendi işi.
Bertolt Brecht

Ataşehir Belediyesi, geçtiğimiz yıl KHK geçiş sürecinde yaptığı hukuksuz toplu işten çıkarmalar karşılığında oluşan direniş, direnişin kamuoyu desteğini arkasına alması, birçok kurumun ve ÇHD’nin dayanışma göstermesi, sonuçta tüm işçilerin tekrar işe dönmeleriyle hafızalarımızda yer etti.

Yine Ataşehir Belediyesi’nde geçtiğimiz aylarda bu kez de 2 işçi işten çıkarıldı ve 209 gün süren bir direniş yaptılar. Bu direnişin de yakın takipçisi ve destekçisi olmaya gayret ettik. Direnişlerde gelenek bozulmadı ve bir çok kurum, kişi direnişin yanında yer aldı. ÇHD İşçi Komisyonu yine vardı. Bizler de bu direnişte hem dayanışmayı hem de sınıf mücadelesini büyütmek adına bulunduk.

Hukuki süreç tamamlandığında işveren olarak ödenecek olan kötü niyet tazminatının da biz işçilerin alınteriyle kazandığı paralardan alındığının bilincindeyiz.

Röportajda da görüleceği üzere; daha önce hiç yan yana gelmemiş, direniş boyunca da birçok fikir ve tutum ayrılığında olan iki işçi, bir direnişi devam ettirip kazanım elde edebiliyor. Ortak noktaları olan direniş ve hak gaspını engellemeyi odaklarına aldıkları zaman, birçok ayrılık ve farklılık direnmeye engel değildir. Birleşik mücadele mümkün, bunu bir kez daha gördük. Direnişi, mücadeleyi odağa alınca hiçbir engel kalmadığını, sendikaların da aşılabildiğini gördük.

Direnen işçilerin işe geri dönme kazanımları ile sonuçlanan direniş sonrasında, direnişçilerden Melike Şahin ile ‘işçi ve direnişçi olmayı’ konuştuk.

Uzun sayılacak bir direnişin içinden çıktınız. Ataşehir Belediyesi’nde sendika temsilcisi iken işten çıkarıldınız ve sizinle aynı zamanda işten çıkarılan Alişan İpşiroğlu ile birlikte 209 gün direniş yaptınız sonuçta işe geri dönme kazanımı ile direnişinizi sonlandırdınız.
İşçi Melike’yi tanımak istiyoruz öncelikle. Ne zaman çalışmaya başladınız? Nerelerde iş yaşamınız oldu?

Merhaba, evet Ataşehir Belediyesi önünde 209 gün süren bir direniş sonunda işimize geri döndük. 2002 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra yaklaşık 2 yıl boyunca işsiz kaldım. Bu süreçte defalarca KPSS’ye girmeme rağmen atamam olmadı. Bu düzenin adaletsizliği ile o yıllarda yüzyüze geldim. Sonrasında birçok özel şirkette farklı pozisyonda çalıştım. Halka ilişkiler, satış reklam vb. En son Belediyede işe başlamadan önce uzun bir süre bir hukuk bürosunda icra takip personeli olarak çalıştım.

Belediye ile diğer işyerleriniz arasındaki farklılık ve benzerlikler nelerdi? Örn. Yönetici davranışları, işçiler arasındaki ilişkiler, rol tanımları vb. Bir işçi olarak gözlemlerinizi, yaşantılarınızı aktarır mısınız?

Özel sektörde çalışma şartları ve koşulları kamuya oranla biraz daha zorlu ve yorucu tabii. Emek sömürüsünü çok daha fazla hissediyorsunuz. Ancak her iki sektörde de işleyiş, yönetim anlayışı çok da birbirinden farklı değil. Özel sektörde de kamuda da işçiler emeğinin karşılığını alma noktasında aynı saldırılara maruz kalıyor. İşverenler, yöneticiler, işçinin alın terini, mesaisinin karşılığını kendilerinin verdiği bir lütufmuşçasına görerek aynı baskıyı ve sömürüyü devam ettiriyorlar.

Belediyedeki iş yaşamınızda ne oldu? Süreç nasıl gelişti ve işten çıkarılmanıza evrildi?

Ataşehir Belediye’sinde çalışma hayatım 2015 yılında taşeron işçisi olarak başladı. Büro kısmında mali hizmetler tahakkuk servisinde çalışmaya başladım. 2018 yılında 696 sayılı KHK ile geçişlerde güvenlik soruşturması gerekçe gösterilerek işten çıkarılan işçilerden biriydim. Ataşehir Belediyesi’nin önünde 1 haftalık bir direniş sonunda işlerimize geri döndük ve bundan sonraki süreçte sendikal bir çalışma başladı, Disk’e bağlı Genel iş sendikasına üye olduk. Sendikanın yetki almasının ardından, işçi temsilciliği seçimlerinde Büro destek biriminde iş yeri sendika temsilcisi seçildim. Belediye yönetiminin sendikal örgütlenmeye karşı tahammülsüz tavrı sonucu işyeri sendika temsilcisi iken, 6356 sayılı sendikalar ve toplu iş sözleşmeleri kanununa aykırı olarak şahsıma mobbing uygulandı. Rızam dışında, işçilerin yoğunluklu çalıştığı belediye binasından uzakta, atıl bir görevlendirme ile başka bir müdürlüğe gönderildim. Buna karşı sessiz kalmadım, yargı yoluna gittim. Aynı zamanda temsilcilik görevimin gereği olarak; belediyede çalışan işçi arkadaşlarımızın çalışma koşullarının insana yaraşır olması gerektiğini, ekonomik olarak işçilerin emeğinin karşılığını alamamasının kabul edilebilir olmadığını dile getirdim ve dolayısıyla süreç, hiçbir gerekçe göstermeksizin işten çıkarılmama evrildi.


Şimdi mücadele eden işçi Melike için sorularımız var. Mücadele süreci nasıl başladı? Nasıl karar aldınız? Sonuçlanana kadar mücadelenizin evrelerini, neler yaşandığını aktarır mısınız? Covid 19 nedeni ile olan karantina sürecinde de direnişinize devam ettiniz, o süreci de aktarırsanız seviniriz.

Aslında direniş geleneğine uzak değilim daha önce de birçok işçi direnişinin yanında, destekçisi oldum. 2010 yılında Türkan Albayrak’ın sendikal faaliyet yürüttüğü için işten çıkarılması sonucu yaptığı direnişin başından sonuna kadar yanında oldum. Tekel direnişleri, Tuzla tersane direnişlerinin destekçisi oldum. Dolayısıyla direnenler yol gösterdi, yol açtı. KHK zulmü ile bir gecede işinden, ekmeğinden edilen kamu emekçilerinin direnişleri yol gösterdi. Yüksel direnişi, Bakırköy direnişi, Düzce direnişi, Mahmut Konuk direnişi ve Cargill direnişi gibi. Haksız ve hukuksuz bir şekilde işten çıkarılmam direngenliğimi daha fazla perçinledi. Şunu iyi biliyordum, bu iki sınıfın mücadelesi ve ben kendi sınıfımın yanında duran olarak cezalandırılırken, aslında bu saldırı benim nezdimde işçi sınıfına yapılmıştı. Dolayısıyla mücadele etmekten ve direnmekten başka bir yol düşünmedim. Zorlu süreçlerden geçtim. 209 günde beni en çok zorlayan soğuk hava koşulları idi diyebilirim. Onun dışında yalnız kaldığım ya da kendimi yalnız hissettiğim zamanlar da oldu. Ancak fotoğrafa geniş açıdan bakınca yalnız değildim. Aslolan direnenlerin iradesi oluyor. Siz ne kadar direngen olursanız insanlar da o kadar yanınızda oluyor. Direniş kendini bir şekliyle örüyor. Haklılığınızdan aldığınız güçle direnme gücünüz artıyor. Karantina sürecinde de direnişi bırakmadım ya da ara vermedim. Sonuç itibariyle bu sömürü sistemi bir şekilde biz işçileri, emekçileri hedef alıyordu. Milyonlarca işçi, karantina koşullarında çalışırken ya da iş cinayetlerine kurban edilirken, benim direnişe ara vermem direnişimin özüne ihanet olurdu.Hal böyle olunca karantina günlerinde de direnişimi Ataşehir Belediyesi önünde ve Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi’nin evinin önünde sürdürdüm.

Bu süreçte kadın olduğunuz için farklı bir deneyiminiz oldu mu? Belediyenin tavrı, aile gibi yaşamın tüm alanları için soruyoruz.

Aslında kadın kimliğimden doğru hiç bakmadım, daha doğrusu Melike özelinde bakmadım direnişe. Fiziksel koşullar dışında bir zorluk yaşamadım. Belediye binasına alınmamamız, lavabo ihtiyacımızı karşılamak için civar alışveriş merkezi ya da kafeleri kullanmak, hijyen koşulları zorlayıcı oldu tabi.
Kazanımla sonuçlanmasında etken faktörler sizce neler?
Muhakkak ki direnişin kazanımla sonuçlanmasında birbirinden bağımsız olmayan birçok şeyin etkisi var. Ancak en büyük etkinin direnenlerin kararlılığı, direnişin sürekliliğinin olduğunu düşünüyorum. “Taşı delen, suyun gücü değil sürekliliğidir.” sözünün somutlaşmış hali bu. Direnişin büyütülmesi, tek düzelikten çıkartılması, salt belediye binası önünde durmak değil, direniş içerisinde farklı yöntemler geliştirmek etkili oluyor. Örneğin; direnişi bir dönem haftanın bir günü İstanbul İl Başkanlığı önüne taşıdım. Sonrasında karantina günlerinde Belediye Başkanı ve Yönetimi belediye binasına gelmeyince, direnişi yine haftanın bir günü Belediye Başkanı’nın evinin önüne taşımam, direnişe destek olan dostların CHP Genel Merkezi, Ataşehir Belediyesi ve Milletvekillerine yaptığı baskılar da bu süreci hızlandırdı doğal olarak.

Bize göre sizin direnişinizin özgün yanı, öncesinde birbirini hiç tanımayan, farklı sendikalardan iki işçinin birlikte bir mücadeleyi örmesi. Bu Gezi’de tanıştığımız bir olgu. Daha sonra KESK üyesi KHK ile ihraç edilen kamu emekçileri İstanbul’da 3 alanda70 hafta boyunca direniş yaptılar. Onlar da farklı sendikalara mensuptu. Ortak yönleri ihraç edilmiş olmaları ve aynı konfederasyona üye olmalarıydı. Bu anlamda sizin direnişinizle birebir aynı. Bu, mücadelenin yeni tanıştığımız bir veçhesi. Birbirini tanımayan işçilerin birlikte, eşit hiyerarşi içinde mücadele örüyor olmaları bizim için heyecan verici. Sizin direnişiniz kazanımla sonuçlanan bu nitelikteki ilk direniş. Mücadele sürecinizi bu açıdan da dinlemek isteriz. Zorlukları neler? Bu durumun size kattıkları neler oldu?

Evet, iki farklı sendikalardan iki işçi birlikte direnişe başladık. İkimiz de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na bağlı farklı sendikalardan işçiler idik. Direnişe benim temsilcisi olduğum Genel İş Sendikası ile başladık. Direnişin en başında her iki direnişçi birbirimize şu sözü vermiştik: Her ne olursa, bizlere ne teklif edilirse edilsin ikimizin işe dönmesi koşulunu tartıştırmayacaktık. Bu sözü sendikada üç belediyeden temsilci arkadaşlar ve sendika yöneticileri önünde vermiştik. Alişan İpşiroğlu’nun bağlı olduğu Güvenlik Sen Genel Merkezi sadece bir kez direniş alanında bizleri ziyaret etmenin ötesinde bir şey yapmadı. Genel İş Genel Merkezi yöneticileri süreç içerisinde bir kez Ataşehir Belediye Başkanı ile görüştüler, ancak olumlu bir gelişme olmayınca sonrasında direnişe dair hiçbir somut adım atmadılar. Genel İş İstanbul Anadolu Yakası 1 Nolu Şubesi yaklaşık 50 gün boyunca alanda bizimle birlikte oldu. Bu süreçte Disk Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu kendi sendikasının temsilcileri direnirken, Belediye Başkanı ile açılışlara katılarak ‘sarı sendikacı’ olduğunu somutlamış oldu. Şunu biliyordum sendikalar hiçbir zaman, hele ki Genel İş hiçbir koşulda hiçbir direnişe sonuna kadar sahip çıkmayacaktı. Kaldı ki öyle de oldu. Bir operasyonla sendika yönetimi seçime götürüldü ve sendika şubesi seçimi gerekçe göstererek direniş alanını terk etti ve sonrasında direnişe destek olmadı. Hatta yetmiyormuşçasına, aymazca benim kendilerini direniş alanından kovduğum, istemediğim üzerinden işçiler nezdinde kendilerini aklamak adına belediyelerde algı yarattılar, direnişimi politize etmeye çalıştılar. Evet, biliyoruz ki direnenler ancak devrimciler ile kazanır ben de devrimciler ile kazandım. Tıpkı Mahir Kılıç ve Türkan Albayrak gibi. Direniş sürecinde sendika alandan kaçınca, birlikte direndiğim Alişan İpşiroğlu, kendisi ile ilgili arkadaşlarının yaptığı görüşmeler olduğunu, şayet olumlu sonuçlanırsa döneceğini açıkladı, kendince gerekçelerini sunarak. Aynı direniş alanında aslında iki farklı direniş vardı bundan sonra. Bu kararı alan Alişan İpşiroğlu’nun kendisi oldu. Tabii ki yapılan görüşmeler neticesinde olumlu bir sonuç çıkmadı. Ben hiçbir zaman, işverenin gerekçesiz işten çıkardığı hakkında tutanak olmayan, toplumsal bakış açısı ile bir kadını alanda bırakarak, mağduriyeti arttırarak, Alişan İpşiroğlu’nu işe alacağını düşünmedim. Kaldı ki sadece direniş alanını birlikte kullandık, onun dışında ben direnişi örmek, büyütmek adına farklı şeyler yaptım. Yani işveren de bunu görüyordu ki Melike tek başına da olsa orada duracak. Direnişi, birimizi işe alarak, bölerek sönümlendiremeyeceğini işveren çok iyi biliyordu. Hatta şunu da söylemem gerekiyor ki yalnız da değildim. Bir parçası olduğum Direnişler Meclisi ve İstanbul İşçi Meclisleri yanımdaydı. Velev ki tahmin ettiğim gibi de sonuçlandı. Geçmiş direnişlerden çok da yabancısı olmadığımız yöntemlerle öncesinde Alişan İpşiroğlu çağrıldı.

Direniş öncesi ve sonrası işçi Melike’yi anlatır mısınız? Neler farklılaştı?

Direnince kendi gücünüzün farkına varıyorsunuz. Bir kişinin bile yeterince çok olduğunu, hele ki haklıysanız o güçle ve dirençle çok şeyler yapabildiğinizi görüyorsunuz. Daha fazla düşünüp, daha fazla sorgulayıp, okuyup-üretme şansınız oluyor. Kendinizi, çevrenizi, beşeri ilişkilerinizi yeniden gözden geçiriyorsunuz. Korkularınızın, kaygılarınızın üzerine gidince daha da cesaretle hareket ediyorsunuz. Farklı çevrelerden insanlarla tanışma, tartışma şansınız oluyor doğal olarak. Kendi dışınızdaki insanları da değerlendirebiliyorsunuz. Direniş öğretiyor, geliştiriyor, ilerletiyor diyebilirim.

Son olarak “İyi ki”leriniz ve “Keşke”leriniz nelerdir?

İyi ki Direnişler Meclisi ve İşçi Meclisleri’nin bir parçasıyım ve onlarla birlikte mücadele etmişim, direnmişim diyorum. Keşkelerim ise Genel İş Genel Merkezi ve Genel İş İstanbul Anadolu Yakası 1 Nolu Şube ile direnişe başlamamış olsaydım. Benim direnişim üzerinden kendilerine pay çıkartarak ikinci kez seçilen şube yönetimine bu şansı vermemiş olmayı ve gerçekten onları en başında alandan kovmuş olmayı isterdim.