Daha önce çalıştığım bir fabrikada, yaşadığım süreci ve örgütlenme mekanizmasının, sermaye ile olan mücadelesini sizlerle paylaşmak isterim. Fabrika, Gebze Plastikçiler Organize Sanayi bölgesinde yer alıyor ve fabrikada araba parçası üretiliyor. 

Fabrika içerisinde üretim, montaj ve depo bölümleri bulunmakta olup üç vardiya şeklinde çalışılıyordu. Ben üretim işçisiydim. Görev tanımım bu şekildeydi. Üretimde yer alan işçiler, makinelere bağlı olan bantlardan gelen ürünlerin kalite kontrol işlemini gerçekleştirdikten sonra eksik ya da hatalı çıkan parçaları bir kasaya, diğerlerini ise diğer kasaya aktarıp, depo alanına ulaşmasını sağlıyorlardı. 

Makineler manuel ve otomatik olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Bant sistemi bütün makineler için geçerli değildi ancak tamamı zaman ayarlı ve zamana karşı paralel ilerliyordu. Paralel ilerleyen sadece makineler değildi. Makinelerle bütünleşmiş ve adeta makinenin bir parçası haline gelen işçiler de vardı. Makine başına geçen işçi için zamana karşı yarış başlardı. Bantlardan gelen ürünler her ne kadar yavaş geliyor gözükse de gerçek böyle değildi çünkü çalışma gücü zamana yayıldığı için, performansımızı ister istemez etkiliyordu. Makinelerle yarışmak gerçekten zordu. Fabrikada çalışan işçilerin tamamı bu durumdan şikayetçiydi. Çay molamız bile yoktu düşünün ki! Sadece öğlen aralarında yarım saatlik yemek molamız vardı. 

Çalışma koşullarımızın iyi olmaması, emeğimizin çalınıp yok sayılması, bizler için kabul edilebilir bir durum değildi. Bu durumdan herkes şikayetçi idi, fakat kimse memnuniyetsizliğini gösteremiyordu. Neden böyle bir zorunluluk içerisindeydik? Çünkü hepimiz işten atılma korkusuyla terbiye ediliyorduk. Bu korkuyu yenmemizin gerektiğini biliyorduk. Bireysel olarak değil, kitlesel olarak hareket etmek ve içimizde biriktirdiğimiz bu öfkeyi örgütlememiz gerektiğini biliyorduk. 

İçimizden birilerinin harekete geçmesi gerekiyordu. İşçiler arasındaki bu bütünleşmeyi sağlayarak, sermayeye karşı örgütlenme hakkımızı bir güç olarak kullanmalıydık. Bu bilinçle yola çıktık.

Fabrikanın %80’ini kadın %20’sini erkek işçiler oluşturuyordu. Örgütlenmeyi ilk olarak üretim bölümünde başlattık. İş kolumuza uygun olan Petrol-İş Sendikası ile görüşmeye başladık. Samimi olduğumuz ve güvendiğimiz arkadaşlarla birlikte örgütlenmek için küçük bir komisyon kurduk. Bu komisyonda yer alan arkadaşlarımız, yapacakları örgütlenmeleri gizli tutarak, işçilere sendikayı ve sendikalaşmayı anlatmaya başladılar. Yavaş yavaş sendikaya üye olan arkadaşlarımızın sayısı artmaya başlamıştı. Dalga dalga bütün bölümlere ulaşmayı başardık ancak örgütlenme yavaş ilerliyordu. Çünkü her ne kadar birbirimizle olan mesaimiz yoğun olsa da, birbirimizle konuşacak zamanımız olmuyordu. Bu yüzden birbirimizi yeteri kadar tanımadığımız için aramızda güven sorunu vardı.

Hatta bir keresinde, bir kadın işçi arkadaşımızla yaptığımız muhabbette, olayın düşündüğümüzden daha vahim olduğunu gördük. Çünkü sendikaya üye olması için eşinden izin alması gerekiyormuş. Evdeki patronu izin verirse, işyerindeki patrona karşı mücadele edebileceğini söyledi. 

Yani toplum olarak iradesini yok ettiğimiz kadınların iradesiydi, örgütlenmemiz açısından belirleyici olan. Fabrikadaki işçilerin çoğunluğunun kadın olması nedeniyle onların olmadığı bir örgütlenme anlamsız olacaktı. Süreç içerisinde örgütlenme faaliyetlerimizi yılmadan devam ettirerek, iğneyle kuyu kazar gibi, sabırla, alttan alta yaygınlaştırarak kadınların da özne olduğu bir hale büründürdük. 

Sendikal faaliyetin bir suç değil hak olduğu bilinciyle, insanca çalışma ve yaşama taleplerimizi işçilerin birçoğuna anlattık ve artık çoğunluk sendikaya sıcak bakıyordu. Güçlüydük.

Artık yaşananlardan fabrika idaresinin de haberi olmuştu ama geç kalmışlardı. Sendika, fabrikaya girmek için hak kazanmıştı. Yönetimin bu durumdan haberdar olması, işçiler arasında endişeye yol açmıştı. Bizim suçlu olmadığımızı, suçlu olanların sendikal faaliyetlere engel olmak isteyenler ve bizleri kölece çalıştıran patronların olduğunu gösterdik. 

İşçileri sömürenleri bir kez daha teşhir etmiş olduk. Artık taleplerimizi bireysel değil, örgütsel direnişlerle kazanmamız gerektiğini biliyorduk. İlk kazanımımız çay molalarımızın olmasıydı. 

Kazandıkça örgütleniyorduk, örgütlendikçe özgürleşiyorduk. 

Sendikanın fabrikaya karşı olan mücadelesi hala mahkeme süreciyle devam etmektedir.

Savaş Adıgüzel

BY:

esmer_1917@hotmail.com

Fabrika İşçisi