Azizler, Lanetliler ve İşçi Sınıfı

Orta Çağ’da Katolik Kilisesi proleteryayı aşağılamak için bütün ezilenlere “Yeryüzünün Lanetlileri” diyordu. “Evet bu Dünya’da lanetlisiniz, Tanrı bu Dünya’da sizden rahmet ve yardımını esirgiyor ancak öteki tarafta Yeryüzünün Kıymetlileri olarak ödüllendirileceksiniz” diyerek biat etmeleri, sorgulamamaları ve kendilerini aşağılanmış hissetmelerini sağlamak istedi Ruhban sınıf. Oysa 1871 yılında, Paris Komünü’nün yıkılmasından hemen sonra, Fransız Devrimci Eugene Pottier tarafından yazılan Enternasyonal (L’Internationale) ise “Debout! les damnés de la terre” diye başlıyordu.

Yeryüzünün lanetlenmişleri, ayağa kalkın!

Açlığa mahkum edilenler, ayağa kalkın!

Akıl, kraterinin içinde gümbürdüyor, son püskürmesidir bu.

Geçmişe sünger çekelim Köleleştirilmiş kitle, ayağa kalk, ayağa kalk!

Dünya, temelinden değişecek Hiçbir şey olmayan bizler her şey olalım!

Son kavgadır bu bir araya gelelim ve yarın Enternasyonal Bütün insanlık olacak.

İşçi Sınıfı Devrimcileri ise kendilerini aşağılanmış olarak hissetmeyip ‘Yeryüzünün Lanetlileri’ sıfatını sahiplendiler ve bütün ‘Yeryüzünün Lanetlileri’ni ayağa kalkmaya ve her şey olmaya çağırdılar. Tıpkı “üç-beş çapulcu bunlar!” çıkışından hemen sonra “Çapulcuyuz!” sahiplenmesi gibi.

Kendimizi Yeryüzünün Lanetlileri olarak görüyor ve bundan gocunmuyoruz. Elbette ki sınıfsal bakıyoruz ancak kendimizi işçi sınıfının öncüsü veya sözcüsü olarak görmüyoruz.

Bizler Dünya’nın dört bir yanında süregelen sınıf mücadelesinin, sınıfsız toplum arzusunun yalnızca bir nüvesiyiz. Bizim gibi olanları rakip değil yoldaş olarak görüyor, kendimizi merkeze koymaktan imtina ediyoruz.

Yeni, sınıfsız, sınırsız bir toplum hayalimiz var ve bunun için İşçi Sınıfı Devrimini zorunlu görüyoruz.

Yeryüzünün Lanetlenmişleri Kimlerdir?

Çok küçük bir azınlık tarafından lanetlenmiş, Tanrı’nın nimetlerinden mahrum bırakılmış ve hor görülmüş bir çoğunluk: Yeryüzünün Lanetlileri… Çok küçük ama örgütlü, sınıf bilinci ve sınıf kini bütünleşmiş bir azınlık bütün Yeryüzünün Lanetlileri üzerinde tahakküm kurabiliyor. Bunu yaparken ruhban sınıfın yardımı olmaksızın henüz sınıf olamamış yığınlara hükmetmek, onları burjuva toplumun bir parçası haline getirmek ne mümkündü!

Ruhban sınıf yalnızca din adamları değildi elbette. Hukukçular da bu sömürü düzeninin bekası için ruhban sınıf saflarında yerini almıştı. Bunlar topluma afyon vermek için mi vardı? Yoksa bu sınıfın mensuplarının ‘bilgi’ adında sundukları şeylerin tartışılmaz oluşu muydu burjuvazi için değerli olan?

En basit örneği ‘Şeriatın kestiği parmak acımaz!’ önermesi değil mi? Hem din hem de hukuk açısından en bağlayıcı önerme. ‘Tartışmayın, eleştirmeyin, boyun eğin!’ diye emreder.

Katolik kiliseleri çıkıp ‘Belki Yeryüzünün Lanetlileri olabilirsiniz ama diğer tarafta Yeryüzünün Kıymetlileri olacaksınız’ diye buyurduğunda buna diyecek bir sözümüz olmalı. Olmalı ki yeryüzü sınıfsız, sınırsız ve sömürüsüz olabilsin! Aksi halde tek bir buyrukta sınıflı toplumun onlarca önermesini zoka olarak yutmuş olacağız.

Ne tür önermeleri içeriyor bu buyruk?

Birincisi; yeryüzünde çok fazla nimet olduğu ancak bunlardan nasiplenmemizin Tanrı tarafından engellendiği, bunun bir sebebinin olduğu, halihazırda bir irade testine tabi tutulduğumuz önermesidir.

Bunun yanı sıra, sınıflı toplumun sürekli pompaladığı ‘fani dünya’ vurgusu. ‘Zaten burası bir geçiş yeri, dert etme, biat et, sabırlı ol, hele sen bir de öbür tarafı gör, beklemene değecek’ alt mesajı ile yığınlara ‘umut’ ve ‘huzur’ enjekte edilir. Zaten fani olan insan için en yalın ihtiyaç umudun kendisi değil de nedir ki!

Yeryüzünde Lanetli olma hali, azınlık da olsa birilerinin ‘Kıymetlimis’ olduğu hakikatini barındırır. Din adamları oligarşisi proleterlere buyururken, yeryüzünde birilerinin kıymetli olma halini kanıksatır. Ne de olsa meşruluk göklerden alınmıştı. E hukukçular da meşruluğu yeryüzünden aldığına göre geriye itiraz edilebilecek bir şey kalmıyor sanki. Zaten kıymetli olmak gibi bir derdimiz de yok bizim, ne yeryüzünde ne de diğer tarafta! Herkes yeteneğine göre çalışır ve herkes ihtiyacı kadar alırsa başka ne isteriz…

Amaç Koyma ve Muktedirlik

Sermaye, kendini inşa edişiyle birlikte; tüm toplum adına amaç koymaya başlar. Bir burjuva, sermaye ilişkisini geliştirmek ve büyütmek için sermayeye amaç koyar.  Bu durum devrimler tarihi açısından da aynen böyle. Burjuva devrimi gerçekleşirken burjuvalar, işçileri “özgürlük, eşitlik” amaçlarıyla kendi yanına çekerek iktidara gelir. Aynı durum feodalizm açısından da böyle.

Bugün Türkiye ya da Dünya’nın herhangi bir yerinde bilimin ilerleyişi kapitalizmin ilerleyişi anlamına geliyor çünkü bilim ve teknolojiye burjuva dünyası amaç koymakta. İçinde yaşadığımız Dünya’da, burjuva sınıfı kendi hakikatini, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde bireylerin ve toplumun hakikati olarak örgütler. Bu bir yanılsamadır. Gerçekliğin kendisi hem felsefi hem de günlük pratik açısından toplumun sömürülmesini akılcı ve görünmez hale getirir. Sömürü ilişkileri, üretim ve yeniden üretim alanının içinde her gün yeniden; işçi cinayetleri, kadın cinayetleri, meslek hastalıkları şeklinde kendini bir ekonomik savaş olarak örgütler ve yeniden üretir.

Günümüzde, kendi için sınıf olarak da işçi sınıfı, bugünün koşulları açısından kendi amacını koymaya muktedir olup günlük pratik bilgiye ve teoriye erişim açısından işçi sınıfının çocukları ve işçilerin kendisi; yaşamın, üretim araçlarının ve geleceğin üretiminin devamlılığını sağlayacak bilgiye ve pratiğe ulaşabilir. Bunun için burjuva ya da küçük burjuvalara ihtiyacı yok.

İşçi sınıfı toplumun en gerçekçi katmanıdır. Marx’ın Kapital’de vurguladığı gibi “İşçi sınıfı midesinden ve hayallerden ibaret değildir”.
İşçiler bu toplumun dönüştürücü kuvvetidir.

Bugün açısından işçi sınıfına güvenmemek, onun tarih sahnesinden silindiği gibi bir fikre kapılmak, dönüşümün kendisi olduğunu görmemek burjuva dünyasının görüngüsünde kalmak anlamına gelir. Bu fikir toplumsal dönüşümü de sınıf adına değil kendi adına yapmak istemekten türer. Bu fikri yönelimin temelinde; işçi sınıfına güvensizlik ve endişe yatar.

Biz Yeryüzünün Lanetlileri, hala Marx’ın Komünist Manifesto’da dikkat çektiği gibi; “Komünistlerin çıkarı, ancak işçilerin çıkarından yanadır” sloganı ile, işçi sınıfının devrimci misyonu ele geçirmesi için çabalamaktayız.