.

Karanlığa alışmış gözler

Aydınlığa maruz kaldığında kamaşır…

Mehmet Arşimet

Eğitilmek mi Ehlileşmek mi

‘Sorgulanmamış bir hayat yaşanmamış demektir’ sorgulanmamış bir eğitim ise asla alınmamış demektir.

Ve sorgulanmaya başlanır yaşam, hayaller için! 

İnsan, toplumsal bir varlık olarak içinde yaşadığı toplumun coğrafi iktisadi ve siyasi özelliklerine göre özgün hayat pratikleri ve düşünce dünyası geliştirir. Bir toplumun hayatı, yaşama biçimi ve ortak düşünsel dünyasına o toplumun kültürü denir. Bütün toplumlar, varlıklarını devam ettirmek için kültürlerini yeni nesillere aktarmak ister.

Yazıyı Sesli Dinlemek İçin….

Eğitimin günümüzdeki anlamını anlamak açısından kısaca tarihine bakmakta fayda var. Eğitim, geçmişten günümüze çok farklı tanımları olan ve içerik olarak değişkenlik gösteren bir kavramdır. İnformel eğitim, insanlığın en eski zamanlarından beri devam etmektedir. Yazının ilk keşfiyle formel bir yapıya kavuşan eğitim, daha önceki çağlardan, insanlık tarihine yakın olarak, varlığını gönümüze kadar devam ettirmiştir. Eğitim öğretimde yaygın örgün eğitim kurumları vardır ve bunların tarihi en eski çağlara kadar gider. Eskiçağda mektep/okul, sadece belli kesimlere (saray, din adamları ve seçkin zümreler) hitap eden bir kurum niteliği taşıyordu. Toplumsal mücadelelerin egemen olduğu çağlarda, toplumsal ve siyasal koşullarla tanımı somut bir anlam kazanmıştır.  Bugünkü anlamda eğitimin bir kamu hizmeti haline gelmesi, toplumdaki bütün bireyleri ve aileleri ilgilendirmesi, devlet okullarının açılması ve eğitimin hemen herkes için bir ihtiyaç haline gelmesi büyük ölçüde 18. yüzyıl sonrasında meydana gelmiştir. Bugün anladığımız biçimde okul, aydınlanmanın çocuğudur. Bu icadın adı da modern eğitimdir. 

Yapay proletarya  

Endüstri devrimiyle, fabrika imgesinin kullanıma başlamasıyla modern hayatımızın her alanına onu uyarlamaya başladık. Eğitim yavaş yavaş okul olarak, okul da fabrika türü üretim yapan bir kurum olarak algılanmaya başlandı. Eğitim ve okul kavramları genellikle iç içe kullanılıp, eğitimin amaç olduğu ve araçsal misyonunun okul olduğu genel kanı arasındadır. 

Okulun etimolojik kökenine baktığımızda Fransızca ekol kelimesiyle dilimize yerleşmiştir. Yapısal anlamıyla zamanında çokça tartışılan okul sözcüğü işlevsel anlamı pek değer görmemiş ve tartışılmamıştır. 

 Okulun, eğitimin bir aracı olarak görüldüğü durumun aksine eğitimin de bir araç olduğu düşüncesinin hakimiyetini de belirtmek gerek. Bir yandan toplumun gereksinimlerini karşılayan eğitim, bir yandan da insanları siyasal iktidarın ve egemen gücü elinde bulunduranların düşüncelerine dahil edebilmenin bir aracıdır. Eğitim kurumları, egemen dilin fonksiyonlarının harmanlanmasıyla, toplumsal alanların, egemen düşünceye bağlılığının doruklarına çıktığı alanlara dönüştürülüp, kendi ideolojilerini entegre etme işlevini yerine getirir.

Yanlış varsayımlar üzerine kurulmuş hayat doğru yaşanmaz. Günümüzde egemen olan paradigma kapitalizmdir ve eğitimi doğrudan etkilemenin yanı sıra eğitim eliyle bu paradigmayı daim ettirmektedir.

Okulun işlevi eğitmek mi ehlîleştirmek midir?

Okulun temel işlevleri arasında en çok, bir sosyalleşme aracı olarak bütünleştirme işlevi ön plana çıkarılır fakat işlevselci bakış açısının da onayladığı bu söylem, okul sisteminin bireye uyguladığı manipülasyonları örtmek amaçlı yanıltıcı bir söylemdir. Buradaki eğitim, aydınlanma anlamında bir eğitim değildir, zira böyle bir işlevi de vardır ama bu üst sınıf eğitmenleri için geçerlidir. Buradaki eğitmek anlamı, insanları doğallığından arındırıp, belli bir düzene koymak için yapılan bir programlamadır (yani eğitmek değil ehlileştirmektir).

 Okul egemen güce hizmet eder. İktidarda varlığını sürdürenler kendilerine ait bir toplum yaratabilmek ve söylenilen her şeyi kabullendirmek adına en baştan beri kendi düşüncelerini entegre eden bir mobilizasyon sürecini başlatır. Bunun yanında alt eğitimden üst eğitime kadar verilen mesajlar arası farklılıklar vardır.

 İlkin(ilköğretim), yetiştirme evresinde, kendi akıl yürütme tekniğini aşılar ve bu gelişim, ileriki yaşamda onun gibi düşünme evresi için atılmış ilk temel adım olur. Bazen bilimi kendi eline alarak var olan doğrularını bilimin diliyle aşılamaya çalışır, bazen de bilimi arkasına alarak yaptıklarını meşrulaştırmaya çalışır. 

Eğitimde rejim pozitivizmdir!

Totaliter despotik devlet geleneği eğitimde pozitivist despotizm olarak vuku bulur. Bu gelenek, eğitimin farklı alanlarında hep işler. Toplumun her alanında var olmak üzere, özelde eğitim kurumunda, bir zihinsel tahakküm gerçekleştirmektedir. Evet bir tahakküm süreci olan okul, modernitenin kilisesine dönüşmüştür. İnsanları uysallaştırmakta, onları bir buyruk etrafında toplamaktadır. Yığınları bir arada tutma aracı olarak kullanılan okullar, eğitim alanında öğrenciye bir gram bilgi vermek yerine onları sistemin çarklarından biri olma yolunda yontmaktadır. Günümüz toplumlarında egemen olan kapitalist yapı okul eğitimine hükmetmekle birlikte, öğrenen faktöre bir tahakküm süreci başlatmaktadır. İdeolojiyi toplumu düzenlemenin bir aracı olarak kullanan ideolojik devlet geleneğinde siyasal iktidar, kendi ideolojik elbisesini bireylere giydirme imkanını eğitim alanlarında bulur. Devleti yönetme gücünü elinde bulunduran güçler kendi istediği insan modelini (tipini) yetiştirmek için eğitime müdahalelerde bulunmuştur.

Günümüz toplumlarında egemen olan kapitalist yapı, okul ve eğitim sisteminin amaçlarını da belirlemektedir. Modernleşmeyle önemli bir hale gelen iş bölümü ve uzmanlaşma, eğitimi amacından saptırmıştır. Sosyal yaşamda bireyin var olabilmesinin koşulu olarak bazı temel sosyal becerilere ve özel bilgiye sahip olmasını zorunlu kılmaktadır. Böylece modern toplumlarda okul, zorunluluk haline dönüşmüştür. 

Eğitimde fırsat eşitliği

Sözgelimi bazı alanlarda avukat, doktor, mühendis gibi uzmanların yetiştirilmesine yönelik sınıflandırma, eğitimde yapay ayrımcılığı tartışma konusu etmiş ve kimin hangi mesleği hangi ölçütlere göre seçeceği tam anlamıyla çözülememiştir. Modern okul, toplumdaki sosyal tabakalaşmanın bir yansıması ve sürdürücüsü işlevi görmekte ve bu bağlamda eşitsizliği kurumsallaştıran ve meşrulaştıran bir kurum olmaktadır. Devletin ortaya çıkışıyla, uyguladığı eğitim politikalarıyla eğitimin amacı, vatandaşları, sanayinin ihtiyaç duyduğu alanlara yönelik yetiştirmek kapitalist toplum ideolojisini çocuklara aşılamaktır.

Okulların öğrencileri kategorize etmesinin yanı sıra okulların da farklı kategorilere ayrılması ve öğrencileri birtakım testlere bağlı olarak yerleştirilmesi belirleyici olmuştur. Dolayısıyla yoksul kesimlerin çocuklarının, söz konusu testlere hazırlanmasında, aile kaynakları yetersiz kalmakta, çocuğun içinde yaşamış olduğu coğrafi ve sosyal çevreler yönünden var olan eşitsizlikler söz konusu testlerin sonuçlarını da etkilemekte olup, çoğu kere yoksul çocuklar bu testlerin sonunda başarısız olarak nitelendirilmektedir. Ailenin sosyoekonomik seviyesi ile çocuğun eğitim durumu ve geliri arasında doğrudan bir ilişki vardır.

İyi eğitildiniz, bu da taktir belgeniz! 

Okulların tümüyle ortadan kaldırılması ve yerine öğrenme merkezleri yerleştirilmesi gerektiğini ileri süren eğitim sistemi eleştirmenlerinden İvan Illich’e göre, insan öğrenmelerinin çoğu okul dışında olmakta; okul, sadece diploma veren bir kurum işlevini görmektedir. Hiç kuşkusuz, birtakım konum ve statülere gelmede, bu belgeler belirleyici olmaktadır. Öğrenciler de bunlara sahip olmak için okullara devam etmektedirler. Çünkü okul sonrası yaşamda sadece diploma ve sertifika gibi belgeler önemlidir. Mevcut haliyle okullar, sadece belge dağıtmaktadır. Bu haliyle okullar, paketlenmiş bilgileri pazarlayan işletmelerdir.

P. Freire ise “Ezilenlerin Pedagojisi” adlı kitabında öğretmen-öğrenci ilişkisinde öğretmeni “anlatan bir özne”, öğrenciyi “sabırla dinleyen nesneler” olarak açıklamış, eğitimin “anlatım hastalığı” olduğunu belirtmiştir. ‘‘Öğretmen, kıpırtısız, durağan bir şey gibidir ve görevi öğrenciyi içerikle doldurmaktır’ der’. Böylece öğrenci, anlatılan şeyi ezberleyen mekanik bir varlığa dönüşmektedir. Bowles ve Gintis‟e göre ise işyerindeki toplumsal ilişkilerin yapısal biçiminin okulda öğrenim gören gençlerin toplumsal rollerinin de neler olacağını belirlemektedir. Kısacası okul, işyerinde gerekli olan yetenek ve becerileri kazandırma çabası içerisindedir.

Bu sosyal eşitsizliklerin çoğaldığı zamanda eğitim ve okulun temel işlevleri, yeni bir yaşamın inşası için yeniden tanımlanırsa; eğitim, bu amaç için araç olarak kurgulanabilir.

Mehmet Arsimet

BY:

melsasophia.16@gmail.com

Sosyoloji Öğrencisi - Barista