Göçmen işçi meselesi geçmişten günümüze kadar uzanan ve ele alınması gereken konulardan biri. Bundan dolayı birkaç örnek üzerinden araştırmada bulunup nedenler üzerine yoğunlaştım. “Ne yapılabilir?” sorusuna birlikte yanıtlar üretmemiz için.

Bu araştırmayı yaparken kendime sıklıkla sorduğum sorulardan biri de şuydu: Göçmen işçiler gerçekten de yerli işçi için bir sorun teşkil ediyor muydu? Gerçekten bir sorun teşkil ediyorsa bu sorun neydi? Yerli işçiyi bu düşünceye iten, burjuvazinin bir oyunu muydu? Yoksa bütün işçi sınıfı tek bir çatı altında toplanamıyor muydu? Buna benzer birçok soru üzerine yoğunlaştığım bir süreç geçirdim.

Patronun, işçi sınıfı içerisindeki ayrımları sürekli canlı kılması, yedek ve ucuz iş gücünü el altında tutması, bu konu üzerine patronun yerli işçiyi daha maliyetli bulup belli çıkarımlarda bulunmasına sebep olmakta. Biraz da baktığımız pencereyi değiştirmemiz gerekiyor. Yapılan istihdam, bu insanların zorunluluklarından dolayı ortaya çıkıyor.

Kayıt dışı çalışan birçok göçmen işçi pasaportları ve kimlikleri patronun elinde olduğu için yapılan birçok yaptırımı ve köle koşullarını kabul etmek durumunda kalıyor. Yerli işçiye göre göçmen işçi bir sorun olarak görülebilir; ancak çoğunluğu savaştan kaçan bu insanların hak sahibi olduğu birçok konuya ses çıkaramamaları da unutulmaması gereken bir gerçek.

Yaptığım bir röportajda Suriyeli göçmen işçi olan Useme, bu sorunları yaşayanlardan biri sadece. Useme, IŞİD tarafından kaçırılıp bir hafta imamlık yaptıktan sonra 100 kırbaç karşılığında özgür bırakılıyor ve sonrasında Gaziantep’e yerleşiyor. Gaziantep’te bir fırında sabaha doğru 4’te başlayıp gece 11-12 saatlerine kadar çalışarak karşılığında günlük 40 lira yevmiye alıyor. Useme ile yaptığım röportaj sırasında annesinin korkulu gözlerle bana bakarak “Oğluma bir şey olacak mı? İşten çıkarırlar mı? Lütfen başına bir şey gelmesin! Zaten birçok şeye maruz kalıyoruz. Eğer oğlumda işten çıkarılırsa yaşayamayız biz” diyerek sitemde bulundu. Useme birçok şeyin farkında olduğunu ama annesi için her şeye katlandığını belirtti.

Bilecik Osmaneli’de asgari ücretle çalışılan bir fabrikada 1700 lira maaş aldığını söyleyen Useme, sigortasının ve hiçbir sağlık güvencesinin olmadığını da belirtti. Burada çalışırken aynı zamanda birçok ırkçı söyleme ve yaklaşıma maruz kaldığını da dile getirdi. Çalışma arkadaşlarının kendisine iyi davranmayıp kendisini ötekileştirdiğini ve daha birçok konuda zorluk yaşadığını söyleyen Useme, iş güvenliği konusunda da muzdarip bir durumda. İşyerinde yaşadığı bir kaza sonrası patronun kendisini hastaneye bırakıp hiç ilgilenmediğini ve kendisine iş kazası raporunu tutturmayıp çeşitli yaptırımlarla tehdit ettiğini vurguladı. Useme bu konunun sadece bir örneğiydi. Şu an kayıtlı ve kayıtsız olarak bu muamele ve koşullara maruz kalan binlerce Useme var. Bütün bunların farkında olan bu insanlar tek bir çatı altında örgütlenememekte. Bu sebeple seslerini duyuramayıp baskılara karşı sessiz kalmak zorunda kalıyorlar. Hiçbir sendikal faaliyetin de destek vermemesi sonucu sermaye bir kırbaç misali yaşantılarına yaralar açıp durmakta.

Tüm bu olanlar ışığında bir durum değerlendirmesi yapacak olursak, göçmen işçilerin çalışma hayatının her alanında, her türlü zorluğa maruz kaldıklarının altını çizmek gerekir. Yapılan bir araştırmanın verilerine göre en çok iş cinayeti inşaat sektöründe yaşanıyor. İnşaatta çalışan işçilerden iş güvenliği önemsenmeden artı performans göstermesi bekleniyor ve isteniyor. Ve bu beklenti, göçmenlerin iş hızlarını artırması sebebiyle ölümlerine yol açıyor. Kayıtlı ölümler dışında kayıtsız birçok ölüm de görülüyor.

İstanbul Arnavutköy’de 3. havalimanı yapımı sırasında gerçekleşen iş cinayeti sonucu ölen göçmen bir işçi havalimanının temeline gömülmüştü. Ölümler, ırkçı söylemler ve yaptırımlar, haklarının gasp edilmesi gibi birçok konuda ezilen göçmenler, günümüz Türkiye’sinde var olma çabası gösteriyorlar. Bu insanlara karşı oynadığımız üç maymun oynunu bitirmemiz gerekiyor artık.

Ulusal bir işçi sınıfı kimliği oluşturmak yerine her statüden insanı etnik köken, dil, din, ırk ve yaşantısına göre yargılamadan oluşturulacak uluslararası proleter bir örgütlenmenin temelini atmamız gerekiyor. Toplumsal görüş ayrılıklarına sebep olarak görülse bile yargılarımızdan kurtularak bu insanlar için yapılabilirlik derecesinde faaliyetler, atölyeler ve ev ziyaretleri gibi kolektif bir yapılanma oluşturularak dayanışma faaliyetleri yapılabilir.

İşçi sınıfının, sermaye tarafından paramparça edilip katmanlara ayrıldığı günümüz kapitalist dünyasında asıl sormamız gereken soru: “Hangimiz göçmen değiliz?” Birçoğumuzun annesi babası birinci kuşak işçi olarak 70’lerde göç ederek metropollere geldi ve fabrikalarda çalışmaya başladı. Yine birçoğumuzun ailesi veya akrabaları ucuz emek gücü olarak Almanya’ya göçtü.

Göçmen işçi olmak için savaş çıkması gerekmiyor ama göç ettiğimiz yerde ilk aldığımız sıfat ‘gurbetçi’ olduğu için oranın yerlisinin ötekileştirici bakış ve davranışlarına maruz kalıyoruz. Gittiğimiz coğrafyanın işçi katmanlarının en diplerindeki yerini aldığımızda ise sınır dışı edilme, göçmen bürosuna teslim edilme, çalışma veya oturma izninin iptali, ırkçı saldırılar ve daha nice kötü muameleye maruz bırakıldığımız için de kölece çalışma koşullarına ses çıkaramıyoruz. 

Yukarıda özetlemeye çalıştığım nedenlerden ötürü göçmen işçilerin örgütlenmesi meselesi elzem olduğu kadar çetrefilli ve zor. Ancak bizlerde buna dair bir niyet dahi olmaması, sınıfın katmanlarından bir ya da birkaçını seçerek örgütlenmeye çabalamamız; üzerine düşünülmesi, özeleştiri verilmesi gereken bir durum.

Göçmen işçilere bir anketör gibi yaklaşıp istatistiki veri toplamak için değil; onlara dokunmak, sınıfın bu katmanının yaralarını öğrenmek ve temas etmek, birlikte neler yapılabileceğine dair kafa yormak boynumuzun borcu. Kendi adıma çalışmaya gittiğim illerdeki fabrika ve atölyelerde bu teması kurmaya çabalıyorum. Bireysel bir çaba ile olacak iş değil; işçi sınıfı mücadelesini dert edinen ve işçi sınıfı devrimciliği iddiasında olanların artık göçmen işçi meselesini gündemine alarak somut adımlar atmaya başlamasının zamanı geldi de geçiyor bile…

Bu yaşadığımız sorunların en somut nedeni ise Enternasyonal’in olmaması diye düşünüyorum. Bitirirken son sözümüz olsun: İşçi sınıfının vatanı yoktur…

Fesih Ada

BY:

fesih.ada@icloud.com

Fabrika işçisi