Bu yıl 17.si planlanan ‘Feminist Gece Yürüyüşü’ İstanbul Valiliği tarafından yasaklandı. OHAL sürecinde bile yapılan yürüyüşe bu yıl yoğun gazla, plastik mermilerle ve yer yer polis köpekleriyle saldırılması; son yılların en kitlesel yürüyüşüne, yükselen feminist harekete bir had bildirme çabası olarak adlandırılabilirdi eğer sadece bu müdahale ile kalmış olsaydı.

Yürüyüşten iki gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Adana mitinginde yürüyüşü hedef göstererek ‘ezana saygısızlık’ yapıldığını iddia etmesi, mevzunun had bildirmenin de ötesinde bir yere geçtiğini, toplumdaki kutuplaşmayı arttırmanın bir kez daha kadınlar üzerinden gerçekleştirilmeye çalışıldığını gösteriyor.

Ardından sarıklı cübbeli bir grubun Beyoğlu’nda tekbirlerle yürüyüş yapması, etraftaki barlara ve HDP binasına saldırması süreci de bu kutuplaştırmanın 31 Mart yerel seçimleri öncesinde tırmandırılmaya çalışılan eylemliliklerden biri aslında.

Peki ama neden kadınlar hedef gösteriliyor, daha doğrusu belli bir kesim kadın hedef gösteriliyor? Bunun birçok farklı nedeni var. Öncelikle 8 Mart’ın; kadınların birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak anılmasına neden olan olaylara göz atmamızda fayda var.

Bazı kaynaklar 1857 yılındaki grevde fabrikaya kilitlenen kadınların çıkan yangında hayatlarını kaybettiğini iddia eder ve bu bilgi bir çok 8 Mart bildirgesinde, makalesinde karşımıza çıkar. Bu konu hakkında Petrol-İş Kadın Dergisi’nin 45. sayısında yayımlanan Triangle Gömlek Fabrikası ile yazı konuyu detaylı bir şekilde açıklıyor. (*)

Amerikan tarihindeki yangın belgeleri incelendiğinde, sanayi üretiminin başlangıcından itibaren gerçekleşen bütün yangınlar içerisinde, mevcut bir grev ve kapıların kilitli olması vakasıyla uyuşan tek yangının 1911 yılında Triangle Gömlek Fabrikası’nda çıkan yangın olduğu görülmekte. Yangında 146 kişi hayatını kaybediyor ve bu kayıplardan 129’u kadın, sendikalı sayısı ise 38. Hayatını kaybeden kadınların çoğu da Rusya ve Avrupa’nın çeşitli yerlerden hayatlarını kazanmaya ABD’ye giden göçmen kadın işçiler. Yangındaki kayıpların bu kadar çok olmasının sebeplerinin başında fabrika sahiplerinin iş çıkışı hırsızlığa karşı çantaları daha kolay kontrol edebilmeleri için asansör sayısını bire indirmeleri; izinsiz dışarı çıkmalarını önlemek için yangın merdivenlerine açılan kapıları kilitlemeleri gösteriliyor. Triangle yangını, bizlere 1900’lü yılların başında New York’un göbeğinde kadın işçilerin çalışma koşulları, grevle nasıl ilişkilendikleri, işverenlerle olan ilişkilenme süreçleri gibi konular hakkında ciddi örneklemler sunuyor.

8 Mart’ın bugünkü şekliyle kutlanmaya başlaması için ise epey bir zaman geçiyor diyebiliriz. 1910 yılında toplanan II. Enternasyonel’de, Clara Zetkin, belirlenecek olan özel bir günün Dünya Kadınlar Günü olarak anılması önerisini getiriyor ve öneri kabul ediliyor. 19 Mart 1911’de ilk kez Almanya, Avusturya, Danimarka ve İsviçre’de “Uluslararası Kadın Günü” olarak 1 milyondan fazla kadının katılımıyla kitlesel kutlamalar yapılıyor. Birleşmiş Milletler’in 8 Mart’ı Dünya Kadınlar Günü olarak kabul etmesi ise 16 Aralık 1977 tarihini buluyor.

Önceki dönemlerde bu günün ağırlıklı olarak sosyalist, örgütlü, hak mücadelesini ön plana koyan kadınların ve hatta erkeklerin andıkları bir gün olduğunu belirtmekte fayda var. Feminist hareketin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de yükseldiği 90’lı yıllarla birlikte daha geniş katılımlı 8 Mart’ların kutlanıldığı bir gerçek. Artık sadece mavi önlüklü işçi kadınların günü olarak değil, kapitalizmin yanı sıra ataerkiyle ve kadınları kısıtlayan, özgürleşmelerine engel olan diğer birçok engelle de savaşılan, hesaplaşılan bir gün 8 Mart.

Her coğrafyadaki kadın mücadelesi birbirleriyle aynı doğrultuda gitmese de, dertleri birbirinden farklı olabilse de, ortaklaşılan temel mücadele hatları ciddi anlamda fazla. Sermayeye karşı yürütülen direnişler, eşit işe eşit ücret verilmesi için yapılan çalışmalar, kürtaj hakkı mücadeleleri, kadın cinayetlerini önlemeye yönelik mücadeleler..

İşte tüm bu tarihsel süreç ve mücadele hatları kadınları birbirlerine daha da yaklaştırdı ve bir çok siyasi partinin başaramadığı bir araya gelişi ve ortak mücadele pratiğini kadınların metotlarıyla ortaya koydu. Türkiye’de uzun zamandır kitlesel olarak gerçekleştirilebilen nadir yürüyüşlerden biri olan Feminist Gece Yürüyüşü’ne saldırının ardında yatan en önemli nedenlerin başında kendi ‘makbul kadın’ anlayışlarının çok uzağında olan, düşünen, sorgulayan, dünyayı takip eden, direnme kültürü oluşmuş, mücadele eden kadınların haklı mücadelesini daha da büyümeden durdurmak yatıyor.

Görünen o ki kadınlar, kendi yöntemleriyle giderek yükselen bir ivmeyle mücadelelerini sürdürmeye devam edecekler. Hali hazırda yapılan hedef göstermeler ve kadın mücadelesine yapılacak olan her saldırı kadınların tarihten beri süregelen direnişlerinin önemini gösteriyor.

Hande Karahan

BY:

handekarahan312@gmail.com

İş Güvenliği Uzmanı