Bir yerin bir zamanlar dutluk olan bölgelerinden birinde işten yeni çıkmış yürüyorum.

Kulağımda kulaklık, saat geç olmuş, mesaiye kalmışım.

Yazıyı sesli dinlemek için…

Etrafımda işyerleri, gökyüzüne ulaşan uzun binalar, bazılarının ışıkları açık. Oralarda da benim gibi insanlar var. Diğer tarafta da uzun yüksek gri duvarlı yüksek konutlar, içlerindeki insanların ‘güvenlikli’ yaşadığı ama benim gri duvarların yanından ve insansız sokaklardan geçerken içimin ürperdiği, huzursuzluk hissettiğim anlar, kulağımda Nazan Öncel’in sesi;

“Yolda bir sonbahar günü / Yatarken buldular onu,

“Nerede senin evin?” dedi / Bir adam ve birkaç kişi.

Hıçkırıklar, hıçkırıklar..”

Aniden şarkının da hissiyatı ile arkama dönüp bakıyorum, takip ediliyor muyum?, etrafımda tekinsiz bir şey var mı? Yaptığım şeyi o kadar garipsemiyorum ki çünkü bunu hep yapıyorum, karanlık yollarda, evime, sokağıma dönen son köşeyi dönmeden önce ya da anahtarımı takmadan önce… Arkama dönüp bakıyorum, korkuyorum…

‘o saatte orada ne işi varmış’, ‘ kuyruk sallamasa bakmazlar’…

(şarkı devam ediyor)

“”Ben bir şey yapmadım.” Dedi / “Valla ben yapmadım.” Dedi,

Doğduğuna pişman ettiler / Yağmur gibi tokatlar yedi / Kim bilir o ne coplar yedi “

Aklıma;

‘Kadın mı kız mı belli değil’, o iğrenç ses tonu… Hop kafa gitti sakin nefes al…

Yürümeye devam et, düşünmemi durduramıyorum, bir erkek de sokakta bu kadar şey düşünüyor mu? Arkasına bakıyor mu? Her an taciz veya tecavüze uğramayı bekliyor mu?,  atıp kafamdan soruları, ‘hadi canım’ diyorum kendime ‘dik dur sen güçlü bir kadınsın yürümeye devam…’

(şarkı devam ediyor)

Leyla, bir işçinin kızı / Alnında simsiyah yazı / Sokaklarda sabahladı/ Günlerce az mı ağladı


Kalk Leyla; kalk, anlat her şeyi
Kaç Leyla; kaç, kurtar kendini 

Yürü işçinin kızı / Değmez eğme başını / Hayat gülleden ağır / Bunlar hem kör hem sağır

Kalk Leyla; kalk, anlat her şeyi
Kaç Leyla; kaç, kurtar kendini “

Bu sırada bir motorsiklet yavaşlıyor yanımda , ‘tanışalım mı’ kendimi sorgulamaya başlıyorum, kıyafetim mi çok dar, hayır, dik durdum diye mi oldu, yoksa yoksa, sonra diyorum napıyorsun, bu cevaplar bende değil ki!

‘Ben bir şey yapmadım dedi’ gerçekten ben bişey yapmadım, önce kendimi inandırıyorum, ve adamla göz göze gelmemeye çalışarak yürümeye devam ediyorum. Bir yandan arkamdan geliyor mu diye kontrol ederken bir yandan da keşke bağırıp çağırsaydım ‘sana ne’ deseydim diye yine kendimi suçluyorum. Neden bu kadar kendime yükleniyorum. Neden bir eski mahalle yeni semtlerde yürürken kendimi bu kadar yoruyorum (şarkı devam ediyor)

“Yazıyor, yazıyor!
Bütün dünya yazıyor!”

Kadın cinayetlerini tüm gazeteler yazıyor, erkekler bu suçu ‘namus’ uğruna işledim diyor, peki tecavüzcü 3 çocuklu adam da ‘namus’ uğruna mı tecavüz etti, şeytana mı uydu, şeytan kim, fıtratında mı bu var, namus diye atıp tutanlarda sorun yok mu? Namusu üreten de yıkan da işine göre kullanan da erkeklerse biz ne oluyoruz? Bu tanımlar yine kim için var, neyi zaptetmek,  neyi korumak, işten dönmen, arkadaşından dönmen ya da bardan çıkman ‘namus’unu nasıl etkiliyor?

8 dk yürüyeceksin diyorum kendi kendime 8 dk, durağa kadar…

Yine bir iç ses araba farı çok yakın acaba araba yavaşladı mı? Kontrol et yok durağa varmak üzereyim. Yorgunum ‘herkes herşeyi biliyor’ diyor, kendime geliyorum çıkıyorum kendimi suçlayan saçma havadan kafamı kaldırıyorum ve düşünüyorum ki:

Madem herkes her şeyi biliyorsa birileri demek ki bilerek yapıyor ve diğerleri de bu suça ortak oluyor! Kendimi(zi) ve bu bizi sarmalayan düşünmeyen düşünce biçimi içerisinde masumiyetimi ispatlamanın bir anlamı yok, gücüme(müze) güveniyorum. Kendimi gitgide iyi hissediyorum. Kendime gülümsüyorum. Arkadaşlarımın, birbirimizden güç aldığımız arkadaşlarımın yanına gideceğim için gülümsüyorum. Daha iyi olacağız be …

Şarkı için;

https://www.youtube.com/watch?v=fdeW3k5iw9k