“Panku” meclisini incelemeden evvel, Hititlerde devlet yönetiminin başında bulunan kraldan ve de kraliçeden, ana hatları ile bahsetmek yararlı olacaktır. Hitit tarihinde, yönetimin baş sorumlusu olan kral, diğer Doğu devletlerinden farklı olarak her şeye egemen bir güç olarak ortaya çıkmamıştır. Kralın yetkileri belli aşamalardan geçerek mutlak halini almıştır. Bu aşamaların başında Hint-Avrupalı yerel prensler bulunmaktaydı. Egemenlik alanı genişledikçe büyük prensler, Hitit Devletinin kurulmasının ardından Tabarna/Labarna unvanlı büyük krallar ve son olarak “majeste” ve “güneşim” unvanını taşıyan “evrenin kralı” durumuna gelmişlerdir. Güneşim ünvanı Hititler’e Mısır ve Mitanni aracılığıyla geçmiş olmalıdır. Evrenin kralı ünvanı ise Asur’dan Hititler’e aktarılmıştır (Dinçol, 1982, s. 54). Hitit Kralı’nın üç temel görevi bulunmaktaydı. Bunlardan ilki “başrahip” ünvanıdır. Resmi tanrılar topluluğundaki tanrı ve tanrıçalara belirli bir takvime göre hazırlanan bayramların yapılması, tapınakların bakımı ve donanımını sağlama, kurbanların eksiksiz yerine getirilmesini sağlama başrahiplik görevleri arasındaydı. İkinci ünvanı ise “başkomutan”dır. Orduların komutası kraldaydı ancak bu konuda çeşitli rütbelerdeki subaylar kralın yardımcısıydı. Kral bazen, örneğin bir bayram töreninde bulunması gerekiyorsa seferdeki yerini bir komutana devredebiliyordu. Üçüncü ünvan ise “baş yargıç”tır. Kral, önemli davaların karara bağlanmasında görevliydi (Dinçol, s. 105).

Yazıyı Sesli Dinlemek İçin….

Kuruluş dönemi için düşünüldüğünde Hitit Devleti mutlakıyetçi bir yapıya sahip değildi. Çünkü “panku” adı verilen meclisin birtakım yetkileri bulunmaktaydı Kral, yerini sağlamlaştırıncaya kadar Panku’nun haklarına ve yetkilerine saygılı olmak zorundaydı. A. Dinçol Panku’yu, “çoğunlukla kraliyet ailesine mensup devlet memurlarından oluşan asiller meclisi” olarak tanımlamaktadır. Panku meclisi, özellikle Eski Hitit döneminde hakimdi. İmparatorluk döneminde bu yetkide bir oluşum görülmemektedir. Bu yetkilerden biri ölüm cezalarına onay vermekti. Örneğin kral Huzziya ve kardeşleri Telipinu’ya düzenledikleri komplolar yüzünden Telipinu tarafından Panku meclisinde yargılanmaları kararı verilmiştir ve panku tarafından kardeşler ve komploda adı geçen muhtemelen kral olabilecek Tahurwaili ölüme mahkum edilmişlerdir (Bryce, 2005, s. 106). Panku’nun bir diğer yetkisi de, bir prense, babasının vasiyetinde bildirdiği görevleri hatırlatmaktı. Panku aynı zamanda, Tuliya isimli başka bir kurul ile yüksek mahkeme görevine de sahipti. Taşra kentlerinde, bir tür senato niteliğinde olan “yaşlılar meclisi” de bulunmaktaydı. Ayrıca sınır bölgelerinde görev yapan sınır beyleri de bulunmaktaydı (Dinçol, 2009, s. 105).

G. Backman, Panku’yu oluşturanların yalnızca soylular olmadığını ifade etmektedir. Ona göre Panku’yu oluşturanların içerisinde, kralın kişisel hizmetçileri ve Hatti’nin sivil ve askeri yetkilileri bulunmaktadır (Beckman, 1982, s. 435 vd.). 

E. Akurgal da Panku’yu “soylular kurulu” olarak tanımlamaktadır (Akurgal, 2005, s. 50). I. Hattušili (1650-1620), veliaht olarak saptanan yeğeni yerine, torunu Muršili’yi (1620-1590) varis olarak atamış ve tarihteki ilk siyasal vasiyetname özelliğini taşıyan vasiyetnamesinde bu durumu ayrıntılı olarak Panku meclisine anlatmıştır, adeta meclise hesap vermiştir:

“Büyük kral Tabarna asiller topluluğunun askerlerine ve önemli kişilere (şöyle) dedi: ‘Bakınız ben hastalandım. Size (halefim olarak) genç Labarna’yı söyledim o, (tahta) otursun! Ben kral onu oğlum (diye) çağırdım. Onu kucakladım ve onu yücelttim. Onun arkasından koştum. Fakat o bir oğul gibi davranmadı. O gözyaşı dökmedi. O merhamet göstermedi. O soğuk ve merhametli değil(dir).” Hattušili bundan sonra, yeğeni Huzziya’yı sorguya çektiğinden ama onun kendisini değil annesini dinleyerek Hattuša’ya ihanet edeceğinden bahsetmektedir. “ben dışarıdaki düşmanları kılıçla yendim, ve ülkemi huzur ve barış içinde tuttum” ifadesinden sonra bunun yeğeni tarafından bozulmaması gerektiğini söyler ve onu sürgüne gönderdiğini belirtir. Huzziya’nın bu itaatsizliği sebebiyle Hattušili, Huzziya’yı azlederek yerine Muršili’yi evlatlık olarak almıştır ve Panku Meclisi’ne şu şekilde hitap eder: “İşte Muršili benim oğlum(dur). Onu tanıyın! Onu (tahta) oturtun! Tanrı tarafından onun kalbine iyilik verilmiştir. Bir arslanın yerini, tanrı ancak bir arslana verir.” (Akurgal, 2005, s. 50-51).

Hattušili varisine, tanrılarla ilgili kötü bir söz söylendiğinde dair Panku’ya danışması gerektiğini söylemektedir aynı zamanda, “soylularla” merhametli bir şekilde ilgilenmesini emretmektedir (Bryce, 2005, s. 91).

Panku, Hattusili döneminde önemli yargı görevlerinde bulunmuştu fakat Hattusili döneminden Telipinu dönemine kadar geçen dönemde Panku’nun yetkisine dair pek bilgi yoktur. Telipinu döneminde Panku, hassas kararların verildiği önemli bir kurum olarak tekrar ortaya çıkmıştır (Bryce, 2005, s. 109).

Telipinu (1525-1500), tahta geçiş sırasını düzenlemiştir. Bu düzenlemeyi aktaran metinde, ardından kral olacaklara, eğer hanedan içerisinde kan dökülürse, Panku tarafından bu tabletin varise okunması gerektiğini ve Hattusa’da kral ailesinde kan dökülürse tanrıların onları cezalandıracağının bildirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Eğer o kişi (sanık) erkek ya da kız kardeşlerine zarar verirse cezasını başı ile ödeyecektir. Metinde şu ifade geçmektedir: “Tanuwa, Tahurwaili ve Taruhsu size örnek olsun! Bundan sonra kim, hangi yüksek memur olursa olsun, kötülük yaparsa, siz soylular meclisi üyeleri onu karşınıza çağırın ve onu cezalandırın!” (Dinçol, Hititler, 1982, s. 32).

Telipinu Fermanı’nın bu bölümünden anlaşıldığı kadarıyla Panku, devletin sabit bir organı olmak yerine sadece özel durumlarda toplanan bir meclis görünümü vermektedir. Meclis, belirli prosedürleri takip ederek bir yargıda bulunmaktaydı. Bu ferman ile gelecekteki kralların yetkileri bir ölçüde sınırlandırılmıştır. Ancak bu sayede, kralların otoritesi ve kişisel güvenliği koruma altına alınmıştır (Bryce, 2005, s. 110-111).

Goetze, panku-‘nun tekil olarak “her biri, genel”, çoğul olarak ise “hepsi” anlamına geldiğini belirtmiştir (Goetze, 1936, s. 60-62; akt., Beckman, 1982, s. 435). J. Friedrich de panku- için, HW’de “genel” ve “tüm” anlamlarını vermiştir (Friedrich, 1952, s. 157). “Tüm, hepsi” anlamlarına gelen bu kelime, aslında toplumun silah tutan bütün bireylerinin bu meclisin doğal üyeleri olduğunu düşündürmektedir. Devlet daha geniş alanlara yayıldıkça ve nüfus arttıkça meclise girecek kişilerin sayısında da indirim yapılması zorunluluğu doğmuş olmalıdır (Dinçol, 1982, s. 54).

Merve Öz

BY:

merrvoz@gmail.com

Hititolog