İşçi sınıfını tarihsel ve kurucu özne olarak gördüğümüz için işçi sınıfı örgütlenmesi üzerine kafa yorarız. Haliyle işçi sınıfı üzerine odaklanmış, okumalar yapmış, uzlaşmaz çelişkinin bilincinde olduğumuz; artı değer sömürüsü ve işçi sınıfı tarihi üzerine bir fikrimiz var kabul edilir. Fakat tüm bu konularda deyim yerindeyse hatmetmiş olsak dahi, pratik faaliyette dikkat etmemiz gereken bazı kritik noktalar var.

Pos Bıyıklı Sanayi Proletaryası

İlk elden işçi algımızı değiştirerek başlamalıyız. Genel olarak pos bıyıklı ve erkek sanayi proletaryasının akla gelmesi tesadüf değil. Meşhur 1 Mayıs pankartındaki zincirleri kıran, tulum giymiş, pazulu erkek işçi resmi hafızalarımıza kazınmış durumda. Hem işçi sınıfı salt erkeklerden ibaret değil hem de mavi-beyaz yaka ayrımının iyiden iyiye ortadan kalktığı günümüzde fabrika rejiminin dışında işçilik yapanlar azımsanmayacak oranda:

1 Mayıs 1977

Ev eksenli çalışan kadınlar (dokumadan tutalım da tarhana imalatına kadar), evlere temizliğe giden kadınlar, hizmet sektöründeki komi, garson, barmen, barista ve aşçılar, sokaklarda katı atık toplayan işçiler, grafik tasarımcıları, yazılımcılar ve saymakla bitiremeyeceğimiz daha niceleri.

Plazalarda, Call Center’larda çalışırken elinde Starbucks kahve bardağıyla, kulağındaki Bluetooth kulaklığıyla Metrobüs’te oturmayı amaç edinmiş yüzbinlerce insan, kendini işçi olarak görmüyor veyahut da görmemeyi tercih ediyor.

Bu noktada çok önemli bir görev önümüzde duruyor öylece: Güncel bir işçi tanımı. ‘Peki örgütlenirken işçinin tanımını yapabilmek ne işimize yarayacak?’ denilebilir.

İşçi sınıfı devrimcilerinin, güncel ve kapsamlı bir tanım yapmadan taktik hamlelere girişemeyeceği ve strateji belirleyemeyeceği kanaatindeyiz. Tanım yapabilmek tanımayı barındırır şüphesiz. Tanımadığımız bir olguyu tanımlayamayız. Tanımak için de temas etmek, bazen içinde veya yöresinde olmak, ‘fildişi kuleler’den inmek, ‘sınıfın gizli yaraları’na merhem olmaya çabalamak gerekir.

Sınıfın Yakaları

Kafasındaki beyaz/kırmızı baretten dolayı sarı/mavi baretlilerden kendini ayıran mühendisler, halkla ilişkiler, muhasebe veya insan kaynakları departmanlarında çalışanlar, bağlı çalışan işçi avukatlar, banka çalışanları de dahil beyaz yakalılar hızla işçileştiği için güncel bir tanım yapılırken göz önünde bulundurulmalı. Yaka ayırımı mı ortadan kalktı yoksa yakalardaki beyazlar mı mavileşti desek daha doğru olur.

‘Yiğid’in Kamçısı: Borç

Emek gücünden başka; satacak evi, arabası, son model televizyonu, akıllı telefonu olan işçiler de var. ‘Yiğidin kamçısı’ olarak işçi sınıfına kanıksatılan borç, işçi sınıfı örgütlenmesinin önündeki en büyük engellerden biri.

Milyonlarca işçi, borç kelimesinin Latince kökeninde (Obligatio) yattığı gibi hakikaten zincirlenmiş durumda. Roma’da, borcunu söz verdiği vakitte ödeyemeyen vatandaşlar Tibet kenarında köle olarak satılırmış. Günümüzde de borç batağındaki işçiler, kredi ve kredi kartı borçları nedeniyle sürekli kaçak hayatı yaşarken, işçilerin intihar ve cinnet haberleri 3. sayfa haberi olmaktan öteye gidemiyor.

Düzenli işi olan işçiler için çalışma hayatının sekteye uğraması; konut-ihtiyaç kredisi veya kredi kartı borcunu ödeyememesini, haliyle tökezlemeyi ve tepe taklak yuvarlanmayı sonuçlandırdığı için ‘işini kaybetme korkusu’ her zamankinden fazla. ‘Yiğitler’in bu şekilde borç batağına sürüklenmesi, herhangi bir siyasal veya sendikal örgütlenmeye dahlini epey zorlaştırırken; grev, direniş gibi üretimden gelen gücünü kullanma konusunda tereddütünü de azami seviyeye çıkarmış oluyor.

Gösteri Toplumunun Parçası İşçiler

Sınıf bilinci gelişmemiş işçilerin, geleceğin işçileri olacak çocuklarının gıdasındansa gösterişi tercih ettiği hepimizin malumu. Protein, vitamin, kıyafetler veya ayakkabılardansa son model cep telefonu, kredi ile alınmış arabası, 10 yıllığına hayatını ipotek altına aldırarak mülk edindiği evi veyahut dev ekran bir televizyonu ele güne karşı olmazsa olmazlardan. Bu sayılanları işçilere reva görmediğimiz anlaşılmasın lütfen. Bilakis üretenlerin Dünya nimetlerinin en güzeline layık olduğunu düşünüyoruz. Burada irdelediğimiz ise işçinin ‘ayranı yok içmeye, atla gider sıçmaya’ pozisyonuna düşmesi ve borçlarından dolayı tarihsel-kurucu özne rolünden uzaklaşması.

Özellikle sanayi proletaryasının yaşadığı emekçi semtlerdeki evlerde kullanılmayan, evdeki çocukların girmesi yasak olan, taksitle alınmış oturma grupları ve perdelerin olduğu, bir başka işçi ailesi olan komşusu geldiğinde deyim yerindeyse ‘hava atmak’ için bulunan ama bir türlü de oturulmayan misafir odaları tam da gösteri toplumunun işçileri nasıl hegemonyası altına aldığını gözler önüne serer.

İşçi ücretleri göz önünde bulundurulduğunda, bahsi geçen harcamalar işçinin önce yoğun fazla mesaiye kalmasına ardından da borca yönelmesine yol açıyor. Çok güçlü bağlar geliştirdiğinizi düşündüğünüz bir işçiyi herhangi bir etkinliğe davet ettiğinizde önce kaçıracağı yevmiye ve mesaiyi hesaba katıyor. Hele hele davet ettiğiniz patronuna karşı bir eylemse işçi artık düzenli ödemesi gereken borçlarını düşünüyor.

Sınıfın Katmanları

İşçi sınıfının katmanlarını doğru analiz etmemiz gerekiyor. Kadrolu işçilerin taşerona bağlı çalışan işçilerden ayrı bir yemekhanede yiyebilmek, ayrı tuvalet kullanmak ve ayrı girişlerden kart basarak işbaşı yapmak için imza topladığı günümüzde sınıfın hangi katmanları arasında hangi perspektifle örgütleneceğimizi saptamamız sınıf örgütlenmesinin önünde bekleyen önemli ödevlerden bir diğeri.

Sınıfın katmanlarını tespit edip, işbu katmanların özgün ihtiyaç ve problemlerini kavramak, ardından da hangi katmana veya katmanlara yöneleceğimize de karar vermeliyiz.

Eskiden işçilerin zengin olmak, kendi işini kurmak gibi hayalleri varken günümüzde özellikle taşerona bağlı çalışan işçilerin umudu kadroya geçmek. Tam sınıfın en dibi diye tarifler yaparken, bir bakıyorsunuz bir KHK çıkıyor ‘Taşerona müjde!’ diye, ardından güvenlik soruşturmaları ve mülakatlar sonucu bir kısmı SGK’ye kod 40 üzerinden bildirilerek işten atılıyor. Bu işçiler deyim yerindeyse ‘damgalı’ olduklarından hizmet sektöründen inşaat sektörüne kadar hiç bir yerde iş bulamıyorlar.

Sonuç Niyetine

Yukarıda yalnızca değinilen ve bir çok noktada eksik bırakılan konular bu yazı dizisinin devamında imkanlar el verdiği oranda yazmaya, açmaya ve tartışmaya devam edeceğiz. İlk olarak en azından meramımızı ve izleyeceğimiz güzergahın nüvelerini vermiş olduk.

İşçicilik gibi bir niyetimiz yok. Öncelikle naçizane birikimimiz üzerinden güncel işçi sınıfı analizleri yapmaya çabalayarak ‘İşçi Sınıfı Devrimcileri’ne, örgütçülere yoldaşça tavsiyelerde bulunmak gibi bir derdimiz var.

Tamer Doğan

BY:

av.tamerdogan@gmail.com

Ötekilerin Hukuk Bürosu'nda avukat