İçinde yaşadığımız sistemle mücadele ederken, yeni nesli nasıl yetiştireceğimizi çoğu zaman gözden kaçırıyoruz. Sistemle mücadele bir tür bayrak yarışıdır ve bir sonraki nesil ulaştığımız yerden bayrağı devralır. Nesli kaybedersek tüm emeklerimiz anlamsızlaşır. 

Peki işçi sınıfı çocuklarını nasıl eğitmelidir?

Eğitim Ne Demektir? 

Eğitimin birden çok tanımı var; yaygın olarak kullanılanlar ise şöyle;

– Belli bir bilim dalında, belli bir konuda bilgi ve beceri kazandırma, yetiştirme ve geliştirme işi.

– Yeni kuşakların toplum yaşamında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları edinmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme.

Bu tanımlardan ilki öğrenme fiilini öne çıkarırken ikinci tanım “vatandaş” yaratma konusuna vurgu yapar ve günümüz algısı, eğitimin ağırlıklı olarak okulda yapılan bir fiil olduğu yönündedir ve ikinci tanıma göre şekillendirilmiştir. Eğitimin amacı iyi (!) vatandaşlar yaratmaktır. Yani çocukları doğurur, dönemin iktidarının sistemli eğitimine veririz. Bu eğitimle çocuklarımızın bizim gibi yaşamayacağını, deyim yerindeyse “yırtıp” sıyrılacağını umut ederiz. Çocuğumuz şanslı ise fabrika ve atölyelerde çalışan işçi ana babası gibi olmaktan beyaz yakalı işçi sınıfına terfi eder; o da ömrü boyunca maddi gelir garantisi için hayatını harcar ve günün sonunda eline geçenlerle sırasını savar.

Bu sürekli başa saran sarmal yapıdan nasıl çıkacağız ya da en azından bizden sonraki nesli nasıl çıkaracağız? 

Aile

Sistemin en büyük çukuruna dönüşen çekirdek ailede hasbelkader ya da olanca cehaletimizle seçerek, anne baba (ebeveyn) oluyoruz. Çocuklarımıza anlatacaklarımızın, göstereceklerimizin hiçbir hazırlığını yapmıyoruz. Gelecek yıllarını düşünmeye alışık değiliz; bu bize öğretilmedi ve biz bilmezken o sadece şansa öğrenebilir. Bizim bilmediğimiz gerçeğini kenara koyarsak, çocuklarımıza yollar, yöntemler, davranışlar seçebilsinler diye gösterdiğimiz yetişkin örnekleri bile bir elin parmaklarını geçemiyor. Çocuklarımızın çevresindeki diğer yetişkinler (teyze, dayı, hala, amca, büyükanne ve büyükbabalar gibi) kan bağıyla orada bulunuyorlar. 

Erken dönem (0-6 yaş) çocuk eğitimi 

Zaten sancılı geçen çocukluğun ilk üç yılının ardından (bu yük günümüz toplumunda annenin omuzlarındadır) çocuğu anneanne/babaanne dizlerine, maddi durumumuz el veriyorsa da kreşe bırakıp iş hayatına geri dönüyoruz. Etrafta bakmaya niyetli bir büyükanne yoksa ya da kreşe paramız yetmiyorsa dini vecibeleri iyice belleten ucuz yollu sübyan mektebine gönderiyoruz. Elimizde o da yoksa erkek ebeveynin evde kaldığı ufak tefek istisnalar hariç, kadın ebeveyn ev işlerine ve çocuğa bakmak üzere evde kalıyor.

Zorunlu okul (!) çağı

Altı yaşından sonra örgün eğitim ülkemizde zorunlu. Çoğumuzun fikri iyi bir örgün eğitimin çocuğun davranışlarını düzelteceği ve bilgi seviyesini arttıracağı yönünde.

Kendimize soracağımız ilk soru, devlet kontrolündeki zorunlu eğitimin amacı nedir? Bilimin hakkını veren insan yetiştirmekse, devlet bu kadar çok bilim insanını ne yapsın? Devletin ihtiyacı olan sayı o nesil nüfusunun milyonda biri, onun alt kadrolara ihtiyacı var yani işçilere! Neden bu eğitim sisteminin çocuklarımızı yetiştireceği yalanını yutuyoruz? 

Devlet güdümündeki eğitimin amacı iyi vatandaşlar yaratmaktır. İyi vatandaş nedir? Kendi ilk okul yıllarınızı düşünün, bunun cevabını hepimiz biliyoruz;

Düşünmeyen ve itaat edenler ordusu yaratmaktır!

Örgün eğitime verdiğimiz çocuklarımız günün kaç saatini yol-okul-yol doğrusunda geçirir? Çocukların kendi kendine vakit geçirmesi gerekmez mi? Peki örgün eğitim süresi neden bu kadar uzundur? Gerçekten bu sürede çocuklarımız dil, matematik, bilim ve sanat mı öğreniyorlar?

Uzun saatler çalışan ebeveynler için bu süre bir tür bakım hizmeti olarak gerekliyse bu durum ne gibi sonuçlar doğurur? Okul bir gözetim evi midir?
Okullarda yüksek dozda akran şiddeti neden yaşanmaktadır? Özel okullar tüm bunlardan muaf mıdır?

Örgün eğitim kurumlarındaki öğretmenlere mesleği ile ilgili neler öğretilir? Var olan çalışma koşullarında (uzun saatler, kalabalık sınıflar, öğretmen ideolojileri) öğretmenler nasıl davranır?

Çocuk Madenciler Pensilvanya – ABD, 1911, Lewis Hine

Sonuç

Yukarıda bir sürü soru sorduk şimdi cevapları ya da çözüm sunabilecek doğru soruları bulmaya çalışalım. Bunu yaparken bilimsel gerçek ile kültürel ya da toplumsal gerçeği ayırmaya çalışalım.

Toplumsal gerçek çocuğun aile içinde büyütüleceğini söyler ve yeni bir toplum yapısı kurmadan bu gerçeğin dışına çıkamıyoruz. Elimizdeki zorunlu koşulları esnetmeyi deneyelim. Çocuklar için izleyebilecekleri yetişkin seçeneklerinin çoğaltıldığı yapıyı mahallemizde/çevremizde nasıl kurarız? Bunun için sığabileceğimiz ortak alanlara (dernek, kahvehane, güzel havalarda parklar ve sokak gibi) ihtiyacımız var. Düzenli bir araya gelelim, çocukların yanında çalışalım, sohbet edelim. 

Kreşler için çocuklar müşteridir ve okulda itaat ettirilerek ya da pohpohlanarak idare edilirler. Büyükanneler şefkatlidir ancak çocuklarımıza bizden önceki neslin bilgisini verirler. 

Erken dönem çocuk eğitiminde başka neler mümkün olabilir? Siyasal ve kültürel dayatmalardan sıyrılarak insan, çocuk ve toplum doğasını anlamak için baktığımızda neler bulabileceğimizi bugünden kim bilebilir?

Birçok çalışma çocukları farklı yaşlarda bir arada bulundurmanın hem öğrenmeyi hem de öğretmeyi belletmekte çok işlevsel olduğu yönünde birleşir. Bu çocukları bir araya toplayabileceğimiz alanlar var mıdır? Yetişkinler olarak bu gözetmenliği nöbetleşerek yapabilir miyiz? Her yetişkin, bilgi birikimini (tamirat, bitki yetiştirme, yemek pişirme, hesap yapma, el işleri gibi) bu çocuklara aktarsa çocuklarımız çok yönlü gelişmez mi? Çevremizde üniversitede okuyan gençler çocuklarımıza dil, matematik, bilim ve sanat  anlatamaz mı? Gençlerimize bu destekleri için harçlık toparlayamaz mıyız?

Eğitim ve öğrenme farklı şeylerdir. Öğrenme için okul zorunlu değildir ancak ülkemizde sekiz yıl zorunlu eğitim yasalarla korunur. Çocukların evde eğitim hakkı yoktur ve çocuklarını okula göndermeyen ebeveynler hukuken cezalandırılırlar. Okuma bilen tüm çocuklar, kendi çalışma disiplinini sağlayarak, gerekli araç gereçler varlığında öğrenme sürecini başarıyla sürdürebilirler. Okulda  altı saatte öğretilen dersi kendi başlarına bir saatte öğrenebilirler. Bu zaman tasarrufu ve okula gitmemek onlara farklı şeyleri öğrenebilecekleri, fiziksel faaliyetler yapabilecekleri ve zihinlerini sistemin ideolojik bilgi bombardımanından koruyabilecekleri özgür bir alan yaratır. Çocuklarımıza bu öz disiplini verebilir miyiz? Ya da çocuklarımızı korumak için tutuklanmayı göze alır mıyız?

Okullarda eğitim de işe yarar (herkes okulda bişeyler öğrenmiştir) ama kazandırdıklarının kaybettirdikleri yanında esamesi okunmaz.

Çocuklarımızı okula göndereceksek, bu sistemin okulunun asıl amacını öğretmeliyiz. Okulda öğrendiği tüm bilgiyi onunla birlikte her gün elekten geçirmeli ve düzeltmeliyiz. Astarı yüzünden pahalıya gelen okulda öğrendiği bilgiyi (evde 1 saatte öğreneceği 6 saatlik okul dersini) her gün ayıklamak tam anlamıyla zaman israfıdır ancak seçilen yolda başka çözüm bulunmuyor. Bu noktada her ebeveyn “Evet okullarda eğitim gerçekten kötü ama çocuk nerede sosyalleşecek?” sorusunda takılıp kalıyor. Sosyalleşme bir çocuk için oyun kurmaktır. On dakikalık teneffüs aralarında ya da öğretmen başka tarafa bakarken mi çocuklarımız oyun kuruyor? Çocuklarımız okullarda sosyalleşmeden öte zorbalıkla nasıl mücadele edilir ve hayatta nasıl kalınır ile yüzleşiyor. Yaşıtları ile sosyalleşmelerini ise ancak ebeveyn çevresinde bulunan eş dost çocuklarıyla gerçekleştiriyor.

Hangi sınıfa ait olduğumuzu, neler yaşadığımızı ve nasıl mücadele ettiğimizi onlara anlatmalı ve onları da mümkün olan tüm süreçlere katmalıyız. Onları hayatımızdan uzak tutarak koruyamayız. Düşünüp tartışabilen, kendilerine bakabilen, bağımsız bireyler olabilmeleri için bırakın konuştuklarımızın tümünü dinlesinler; sorular sorsunlar yılmadan anlatalım ve yapabilecekleri tüm işleri onlara yaptıralım.

Çocuklarımızdan vazgeçmiyoruz!