Rus edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Nikolay Gogol (1809-1852), Petersburg’daki yaşamın gerçeklerini anlatan birçok öykü yazar. Bunlardan biri de Neva Bulvarı’dır.

Yazıyı Sesli Dinlemek İçin….

Neva Bulvarı’nda 1830’lu yılların Petersburg’unda memurların, tüccarların, zanaatkarların, subayların yaşamı anlatılır. Bu zümrenin yaşadığı çelişkiler, paranın gücü, toplumsal sistemde yaşanan adaletsizlikler kahramanların yaşamları aracılığıyla verilir. Her kahraman, toplumdaki yaşamın bozuk bir yanını vurgular.

Onlardan biri Piskarev’dir. Yoksul bir ressamdır. Ancak durup dinlenmeden çalışarak yaşamını kazanacağının farkındadır. Bunun için de elinde olan tek mesleği ressamlığıdır. Ancak afyon alıp düşlerinin peşine takılır kalır.

Peterburg sokaklarında dolanan bir diğer kahraman, yirmili yaşlarda Schiller adında bir adamdır. Hayatını en küçük ayrıntısına dek ölçüp biçerek yaşayan bir gençtir Schiller. Çizmelere mahmuz yapar, işinde ustalığıyla tanınır. Sabahları yedide kalkar, ikide öğlen yemeğini yer, aldığı her işi tam ölçüsü ne ise ona göre yapar, her pazar günü de istisnasız içer. On yıl içinde kendisine söz verdiği gibi sermayesini elli bin rubleye çıkarır. Ne olursa olsun harcamalarını artırmamayı da kendisine ilke edinir. Ama gelin görün ki karnı guruldasa duymayacak sağırlıktadır. Harcamalarına öyle dikkat eder ki örneğin “Patates fiyatları yükseldiğinde, patates için harcadığı parayı asla artırmaz, aldığı patates miktarını azaltırdı; böylece aç kaldığı olurdu bazen ama katlanırdı açlığa, alışırdı giderek.”

Ne kadar tanıdık geliyor bu davranış değil mi? Doyabileceğin kadar değil de alabildiğin kadar yemek… Ya da her daim gelecek kaygısıyla ihtiyacından az olana biat etmek… Sonra bunu bazen tutumluluk olarak niteleyip iyiye yormak… Ya da zaten az yemek sağlıklı olmaktır yargısıyla kendini teselli etmek… Ama karnımızın gurultusu ses veriyor, uyarıyor bizi be kardeşim!

Saymaya bile yetişemediğimiz zamlardan, tanzim çadırlarından ve sonrasında tıngırdayan buzdolabımızdan, soframıza gelenin bile sağlıksız oluşundan

“bıçak kemikte

duymadınsa duy artık

bıçak kemikte

duymadınsa duy artık

be hey allahın kulu

bıçak kemikte

duy da silkin n’olursun

bu ne biçim uyku bu

bıçak kemikte”.

Kimse bize ekmek vermeyecek, kendimiz hakkımız olanı alacağız. “Hakkımız olanı” ama; patronun, müdürün, şefin, ustabaşının elimize sıkıştırdığı üç beş kuruşu değil.

Verilmeyecek, kendimiz ekmeğimizi alacağız zaten. Biat, edepten değildir; çaresiz olduğunu hissetmeyi benimsemektendir. “Bir lokma bir hırka” felsefesiyle yaşamamız tercih ettiğimizden dolayı değildir. Rızamız yoktur ekmeğimizin çalınmasına.

“Açlık ordusu yürüyor

yürüyor ekmeğe doymak için

ete doymak için

kitaba doymak için

hürriyete doymak için.

Yürüyor köprüler geçerek kıldan ince kılıçtan keskin

yürüyor demir kapıları yırtıp kale duvarlarını yıkarak

yürüyor ayakları kan içinde.

Açlık ordusu yürüyor

adımları gök gürültüsü

türküleri ateşten

bayrağında umut

umutların umudu bayrağında.”

Evet; bunun adına varyemezlik de diyebiliriz ya da bir geleceksizlik korkusu. Çünkü ilksel toplumlardan, günümüz modern toplumlarına, artık ürün toplumsal olarak “çocukların, yaşlıların ve engellilerin” geleceklerini ve yaşamlarını garanti altına alma tartışmasıyla olageldi. Toplumun geleceği için ilksel toplumlarda toplumsal ihtiyacın fazlası yaşlılar, çocuklar ve engelliler için kullanılırdı. Lakin sınıflı toplumlarda artık ürün (sermaye birikimi) haline geldi. Sınıflı toplumların kendini bireysellik üzerine kurması ve yedek emek gücüyle insanları, işçileri birbirinin rakibi haline getirmesi sonucu Neva Bulvarı‘nda herkes kendi geleceğinin ya da geleceksizliğinin peşinde koşuyor…

Kaynaklar:

  • Gogol N. V.,Bir Delinin Anı Defteri Palto-Burun-Petersburg Öyküleri ve Fayton, Çev: Mazlum Beyhan, İş Bankası Yayınları, 2010.
    • Hasan Hüseyin Korkmazgil, “Bıçak Kemikte” şiiri
  • Nazım Hikmet, “Açlık Ordusu Yürüyor” şiiri