Gogol N.V. Palto. Kapak, İgor Emmanuloviç Grabar, 1890’lı Yıllar

8 Şubat 2018 tarihinde, KHK ile işlerinden atılan kamu emekçilerinin tek tek direniş önlükleriyle sokakları dolaşarak eylem yapması, kamu kurumlarında sıklıkla görülen mobbing haberlerinin patlak vermesi ve bir tiyatrocunun vicdani ret eyleminde oynadığı oyun üzerine Nikolay Gogol bizleri Palto’suna çağırıyor: 

“Evet efendim, devlet dairelerinden birinde bir memur çalışıyordu.”

Akaki-Akakiyeviç-Başmaçkin-Devlet-Dairesinde-Boris-Mihayloviç-Kustodiev-1909

“Daha geçenlerde konuşuyorlardı. Adını şimdi anımsayamadığım illerden birinde jandarma komutanlığı yapan bir yüzbaşı, makama başvurarak devletin yasalarının ayaklar altına alındığından, onun kutsal adının kirletildiğinden yakınmış.

Dilekçesinin ekinde de kanıt olarak kaldırım taşı gibi koca bir cilt aşk romanı sunmuş. Aşk romanının kanıt gösterilmesinin nedeni, yaklaşık her on sayfasında bir jandarma komutanı lafının geçmesi, komutanın hatta arada bir zilzurna sarhoş görüldüğünün belirtilmesiymiş…”

Bahsedilen kurum ve diğer bu gibi kamu kurumlarında, gösterilen değil de yaşanılan koşullar anlatılırken anlatıcı bundan dolayı başına bir felaket gelmemesi için devlet dairesinin ismini vermez. Belki de var olan gerçeklerle yaşadıkları ve bunu gizlemedikleri için KHK’lılar KHK’lı olmuştur, tiyatro oyuncuları da cezalandırılmıştır.

“Memurun unvanına gelince (ki bizde memurdan söz edildi mi ilk bu belirtilir), kendilerine bir şey yapamayacaklarından emin oldukları garibanlara yüklenmek gibi tuhaf hünerler edinmiş olan pek çok yazarın sivri dilleriyle dalgaya aldıkları sıradan bir kalem memuruydu.”

Bu kalem memuru yerinde kalıp öylesine uzun süre çalışmıştır ki…“Hatta giderek, onun dünyaya da böyle geldiğine, üzerinde memuriyet üniforması ve hafif seyrelmiş saçlarıyla “memuriyete hazır” doğduğuna inanmaya başladı insanlar.”

“Gönlünce ve doyasıya yazılar temize çektikten sonra, kendini yatağa atar, gülümseyerek, Yüce Tanrı’nın inşallah, onu temize çekilecek yazısız bırakmayacağı ertesi günü düşünürdü.”

Bir memurun işiyle o kadar bağdaşık yaşamı olur ki,onun mesleği için doğduğunu düşünürler. Buradan şöyle bir fikir çıkarılabilir: Günümüzde çarklarına dolandığımız kapitalist sistemin içinde mesleklerimiz yaşamımızın devam etmesini sağlayan bir araç değil de yaşamımızın asıl amacı haline geldiğinden ve kendi özgür zamanımızdan çok daha fazlasını başkasına kazandırmaya ayırdığımızdan, meslek ile var olmanın sisteme hizmet etmesi adına hoş karşılandığından söz edilebilir. Çalışma yaşamı ve günlük yaşam arasındaki fark ortadan kalkıp birbiri arasında bir süreklilik ilişkisi gelişmiştir. Çalışma yaşamının kapitalist gelişimi,insanın; o gün iş yerindeki işini ve genel olarak işlerini insanın zihnini örgütleyerek, onun bütün hayatı haline getirmektedir. AkakiAkakiyeviç toplumsal ilişkinin, bireysel görünümü haline gelmesi onu toplumsal ilişkinin dışında değil onun üretimi olarak gösterir.

Kamu alanlarında ya da özel sektörde dikey ve yatay mobbingin uygulanması kaç yüzyıl öncesinden başlayan başka bir zorbalık yüzüdür. Kalem memuru AkakiAkakiyeviç de bunu yaşar: “Kimse saygı göstermezdi kendisine. O önlerinden geçerken odacılar yerlerinden şöyle hafifçe kımıldamak şurada dursun, ta ötelerinden basit bir sinek uçuyormuş gibi umursamaz davranırlardı. Yöneticilerin tutumlarıysa soğuk, zalimceydi. Bir masa şefi yardımcısı bile, “Şunu bir zahmet kopya ediverin” ya da “İşte size epey ilginç gelecek bir iş” gibi, devlet dairelerinde âdet olmuş az buçuk incelikli bir yaklaşımı bile ona çok görür, gözünün içine sokar gibi önüne bir tomar kâğıdı fırlatır, bir şey demeden giderdi. (…) Hele genç memurlar… bir devlet dairesinde savrulabilecek en sıradan nüktelerle adamcağıza yüklenirler, hakkında uydurdukları, ona ve yetmişlik ev sahibesine yakıştırdıkları zırva öykülerle canından bezdirirlerdi.”

Akaki Akakiyeviç’in Mesai Arkadaşları, Andrey Petroviç Karapetyan, 2011

Sabahlık kadar incelen eski paltosunun yerine yeni bir palto diktirmek zorunda kalır. Bu paltoyu diktirme işi hayatını değiştirir. Gereken parayı biriktirmek için yaşamındaki birçok harcamayı bırakır. Nihayet istediği paltoyu elde eder.Bir akşam, AkakiAkakiyeviç’inbinbir çileyle diktirdiği yeni paltosu çalınır: “Adamlardan biri AkakiAkakiyeviç’in yakasına yapışarak, gürlercesine, “Aa, benim paltomu giymiş!” dedi. AkakiAkakiyeviç, “Cankurtaran yok mu!” diye bağıracak oldu ama öbür adam memur kafası büyüklüğündeki yumruğunu ağzına dayayarak, “Hele bir bağır!” dedi.”

Kamu emekçisi olan memur bir gecede OHAL kapsamında çıkarılan KHK ile işinden atılır…

Başlangıçta kamu emekçisinin bu durum karşısındaki tepkisi ister istemez hayrete düşmek olur:

“Şu işe bak!..” diye söyleniyordu kendi kendine. “Aklıma gelirdi de, bu kadar olacağı gelmezdi… Şu işe bak!” Bir süre suskun yürüdü, sonra yeniden söylenmeye başladı: “İşe bak!.. Dünyada aklıma gelmezdi…” Yeniden uzunca bir süre suskun yürüdü… Sonra yeniden aynı mırıldanmaları sürdürdü: “İşe bak!.. Kimin aklına gelirdi! İşe bak… olacak şey mi bu?”

AkakiAkakiyeviç’inçalınan yeni paltosunu bulmak için başvurmaya gittiği önemli kişi şu şekilde tanımlanır: “Önemli kişinin görevinin ne olduğu bilinmiyor. (…) Gel gelelim böylelerinin çevresinde onları önemli kişi konumuna yükselten insanlara sıklıkla rastlanır. Kaldı ki kendisi de önemini ortaya çıkarmak için değişik yollara başvururdu: Örneğin daireye girdiği anda, küçük memurların kendisini selamda beklemelerini isterdi; hiç kimsenin kendisiyle doğrudan görüşmesine izin vermez, bu konuda katı bir ast-üst zincirine uyulmasını isterdi. (…)Gerçekten de general unvanı neden olmuştu yoldan çıkmasına, aklının başından gitmesine, ne yapacağını, ne edeceğini şaşırmasına.”

Akaki Akakiyeviç Önemli Kişinin Karşısında, Tatyana Şişmareva, 1951

Amirin memura uyguladığı psikolojik şiddetin memur üzerindeki etkileri de AkakiAkakiyeviç’in üzerinde hazin bir sonuçla görülür: “Böyledir Petersburg tipileri: Geldiler mi dört yandan birden gelirler adamın üzerine. AkakiAkakiyeviç, tabii, esaslı bir şekilde üşüttü; güçlükle eve ulaşabildiğinde boğazı şişmiş, anjin olmuştu; kendini olduğu gibi yatağa attı.Amirlerin memurlarını şöyle esaslı bir şekilde paylamalarının bazen böyle etkili sonuçları olabiliyor işte! (…) Ertesi gün şiddetli bir hummaya çevirdi hastalığı.”

Akaki’nin bir memur olarak kimsenin umursamadığı dünyasından ayrılışı sitem doludur: “Kimselerin korumadığı, kimselerin değer vermediği, sıradan bir sineği bile iğne ucuna geçirip mikroskop altında incelemeyi ihmal etmeyen doğa bilimcilerin bile dönüp bakmadığı AkakiAkakiyeviç, ömrünün en sonunda da olsa palto biçimine bürünmüş kutlu bir konuk, göz kamaştırıcı bir ışık olarak yoksul yaşamını aydınlığa boğan bir mutluluğu yaşadı ve sonra çarların, hükümdarların, tüm dünyaya egemen olanların başına gelen mutsuzluk onun da başına geldi, yıllarca kalemdeki arkadaşlarının alaylarına nasıl sessizce katlandıysa, öyle sessizce dünyasını değiştirdi.”

Öyleyse KHK ile ihraç edilen kamu emekçisi görevine geri dönmenin bir yoluna bakmalıydı. Suçluymuş gibi bir kenara çekilip sessizce beklemesi çözüm olamazdı. Hem neyin sessizliği, neyin beklemesi? Birinin, kapısına gelip “pardon!” diyecek hali yoktu. Yerini koruması demekti direnişini sürdürmesi, kabul etmesi değil.

Bunun üzerine KHK ile ihraç edilen o kamu emekçisi sokaklara taşıdı direnişi. Neden mi sokaklar? Duymadınız mı sesini? Nasıl da bakıyordu “Ben de sizin kardeşinizim.”dercesine. Hepimiz farkındayız onun bakışlarının.  Hepimiz tanıyoruz kardeşimizi… Biliyoruz ki KHK’lar gidecek, kardeşlerimizle kalacağız…

KHK’lıların direniş süreci, memurluk sürecinden daha hareketli ve yoğun geçer: “AkakiAkakiyeviç’in öyküsünün burada bitmeyeceği, üstelik de alabildiğine sessiz geçen yaşamına karşılık bir ödülmüşçesine hayli gürültülü bir şekilde bir süre daha devam edeceği kimin aklına gelirdi?”

Memur kılıklı hayaletin kendi paltosunu arayış serüveni şöyle devam eder: “Birden tüm şehir söylentilerle çalkalanmaya başladı. Anlatılanlara bakılırsa, toplu taşıma araçlarında, Bakırköy sokaklarında, İstiklal Caddesinde, Kadıköy’de, Sultanahmet’te geceleri üzerinde direniş önlüğüyle memur kılıklı bir hayalet dolaşmaya başlamıştı. Adam, sözde çaldırdığı paltosunu arıyordu ve kimsenin unvanına, rütbesine bakmadan önüne gelen herkesin üstünden paltosunu çekip alıyordu.”

Memur AkakiAkakiyeviç’in hayaleti önemli kişinin yakasına yapışır ve: “Sonunda elime geçtin!” diyordu, “Sonunda ellerim senin de yakana yapıştı! Asıl senin paltondu benim aradığım! Çalınan paltomun bulunması için hiçbir şey yapmadığın gibi bir de azarlamış, aşağılamıştın beni! Hadi bakalım, çabuk çıkar üzerinden paltonu!”

Gogol. Palto. Hayaller, Andrey Petroviç Karapetyan, 2011

Bahsedilen önemli kişi, masa başı ya da makinelerin ardında çalışan -sokaklarda ona rastlayabileceğimiz- bizlerdik aslında…

İlginçtir ki Akaki’nin üzerine oturan palto, bir general paltosudur: “Ancak işin asıl dikkat çekici yanı şu ki, o geceden sonra hayalet memur bir daha ortalarda görünmedi. Anlaşılan general paltosu üzerine tam oturmuştu.”

Hayalet memurun sonradan yine ortaya çıktığını anlatırlar. Hatta bekçinin biri fark edince hayalet memur o an durdu ve dirilerde bile görülmemiş irilikteki yumruğunu sallayarak “Ey hey, hey, sen, yaylan bakayım buralardan!” diye bağırdı.

İşte o kalkan kimsede görülmemiş irilikteki yumruğu görmek! O yumruğun sahibi ne istediğini biliyor. Bu direniş önlüğüyle tek başına sokaklarda gezen bir KHK hayaleti olduğunda varoluşunun araçlarından biri olan işinin iade edilmesi gerektiğini, gölgesiyle hatırlatmak istiyor. Ya, sokaktan gelip geçen, aynı havaya değenler, henüz ekmeği elinden alınmamış olanlar, önemli kişiler, onun ne istediğini bilmesine rağmen ne yapıyor?

AkakiAkakiyeviç’te sıradan insanın bir amaç uğruna değişmesinin ve onun kişiliğine yansımasının örneğini hatırlayalım. Palto ısmarlaması onun hayatındaki tekdüzeliğe bir renk katıp, onun duygu dünyasında bir coşku patlamasına yol açmıştır. Ölümü de amacını ve coşkusunu yitirmesi ile gerçekleşti. Bugün KHK ile işlerinden atılmış, insanlarımızın bir amacı var: işlerini geri almak. Bu amaç onların duygu dünyasını coşturmakta ve onları diri tutmaktadır.

Memur AkakiAkakiyeviç’in hayaleti İstanbul ve İzmir semalarında dolaşıyor ve yoldaşlarını bırakmıyor, haberiniz ola!

*Gogol N. V.,Bir Delinin Anı Defteri Palto-Burun-Petersburg Öyküleri ve Fayton, Çev: Mazlum Beyhan, İş Bankası Yayınları, 2010.

Sümbül Teber

BY:

smblteber@gmail.com

Akademisyen