Siyasetin her sahnesinde olduğu gibi iktidar; kendi denetimi dışında gelişen, sosyal medyada öbeklenen hareketleri ve yapıları, frenlemeye ve sabote etmeye çalışır. Arkadaşlarımız, Taylan Kulaçoğlu ve Hakan Gülseven’in de bu saikle, sosyal medyada yürütülen mücadelenin sabote edilmesi ve frenlenmesi sebebi ile gözaltında tutuldukları açıkça görülebilir.


Kapitalist devlet; sosyalist hareketlerle mücadele ve işçi, yoksul mahallelerini yozlaştırmak için nasıl ki kendinden bağımsızmış gibi gösterdiği paramiliter çeteler yaratıyor ve kendi “meşruluk çerçevesinde” yapamadığı pis işlerini bu çetelere yaptırıyor ise sosyal medya ağları üzerinde işlettiği süreç de aynen böyledir.


Halihazırda provokatif yandaş ‘gazete’lerle hedef gösterip, trollerle küfür ettirip, polislerle gözaltına aldırmak; bunu da yasalmış gibi göstermek olsa olsa aymazlıktır. Güçsüzlüğümüz pervasızlıkları ile orantılıdır. “Egemen sınıfın düşünceleri, bütün çağlarda, egemen düşüncelerdir, başka bir deyişle, toplumun egemen maddi gücü olan sınıf, aynı zamanda egemen zihinsel güçtür. Maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, aynı zamanda, zihinsel üretimin araçlarını da emrinde bulundurur.”* Üretim araçlarını elinde bulundurmayanların düşünceleri de egemen sınıfa bağımlıdır. Medyanın düşünce üzerindeki etkisi ve meta üretmesinden hareketle medyanın kimin elinde olduğu sorusu, iletişimin sınıfsal yönünü ortaya çıkarmaktadır.


Siyaset, bir fikirler savaşı değildir, bir kapasiteler savaşıdır. Fikirler güçlüdür ve geliştirilmeleriyle, gerçekleştirilmeleri kesinlikle siyasal bir etkiye sahiptir. Ancak, fikirlerin geliştirilmeleri ve gerçekleştirilmeleri onların içkin değerleriyle değil de, tehdit altında olanlara karşı çıkar sağlayanların göreceli iktidarlarınca belirlenir.** Sosyal medyaya hapsolmuş bir dünyada, sosyal medyanın kendisi ve toplumsal mücadelenin sosyal medyadaki varlığı bile iktidar için azımsanmayacak bir tehdit oluşturmuştur. Bu da aslında belirleyici olanın sadece iktidar değil mücadele olduğunu da gösterir. İktidar her ne kadar güçlü denetim ve yaptırım araçlarına sahip olsa da mücadele alanı iktidarın hamlelerine yön verebilmektedir. Tam da bu nedenle siyasal iktidar bu alanı kendi denetim aygıtları ile yönetmeye ve ona yön vermeye çalışmaktadır.


Olağanüstü halin olağan olduğu, örgütlenme ve hareket kabiliyetinin kısıtlılıkları göz önünde tutulup, zaman ve mekanın da özgün şartları düşünüldüğünde, yapılabilecek şeyin kendisini yapmak devrimcilik adına olmazsa olmazdır. Yukarıda serimlediğimiz fikirler doğrultusunda mücadelenin alanı olan sosyal ağlardaki gücümüz, hem arkadaşlarımızın özgürlüğü hem de bundan sonra gelişebilecek müdahaleleri savuşturmak adına elzemdir.

Ya biz kazanacağız ya onlar.

Taylan ve Hakan’a özgürlük!


* Marx, Engels. (2013), Alman İdeolojisi, istanbul: Evrensel Yayınları

** Kleiner, Dmytri. (2016), Telekomünist Manifesto, Alternatif Medya Derneği