Üzerimize aldığımız ciddi sorumlulukların altında hepimiz kendimize “Ne yapıyorum? Ne kadar özveriliyim? Aldığım sorumluluklar hayatımın neresinde yer alıyor?” diye her gün bıkmadan usanmadan sormalıyız. Sürecin gün geçtikçe kötüye gittiğini hepimizin görebildiği dönemlerde, bir şeyler yapabilmek adına bir araya gelmeye çabalıyoruz.

Hepimizin sırtını birbirine güvenle dayaması hayati önem taşıyor. Yaptığımız, konuştuğumuz, uygulamaya koyduğumuz hiçbir şeyin basit olmadığının bilincinde olmalıyız. Birbirimize, kendimize ve mücadelemize güvenmeliyiz.

Bu noktada en önemli husus eleştiri-özeleştiri mekanizması.

Eleştiriyi birbirimizin açığını kollayan fırsatçılar olarak değil onun eksikliğini tamamlayan, uyaran yoldaşlar olarak yaparız. Derdimiz bir yoldaşı küçük düşürmek veya ayağını kaydırmak değil ki! Baş başa yaptığımız eleştiride bile kelimelerimizi özenle seçeriz yoldaşımızı kırmamak ve yıkıcı olmamak için. Çünkü biliriz ki gözlemlediğimiz hata veya eksikliği eleştirmezsek yoldaşa iyilik değil kötülük yapmış oluruz ki bu da mücadelemize zarar verir.

    • Karnından konuşma
    • Aklından geçenler yerine liberal bir şekilde yüzeysel eleştiri yapma
    • İyi geçinme adına dokundurma
    • Laf sokarak içindekileri iletme
    • Biriktirip patlama, kusma, boşalma şeklinde içindekileri dökme
    • Yüzüne söylemek yerine dedikodu yapma
    • İçten pazarlıklı olma
    • Sırf eleştirmiş olmak için eleştirme, açık sözlü görünmek için takla atma

gibi bizi içten içe kemiren hastalıklı davranışlara taviz vermemeliyiz.

Birbirimizi en ağır şekilde eleştirenler olmamız gerektiğini bilmeliyiz. Hiçbirimiz yoldaşların mücadeleden düşmesi için uğraşmıyor. Eleştiri denilince hafızamıza kazınan yıkıcı eleştiri algısının yoldaşa yapılmayacağı bilincini kazanmamız gerekiyor. Eleştirilerimiz yapıcı eleştiriler olduğundan, eleştiri yapılan her yoldaşımızın da bunu fark edip, sorumlulukları doğrultusunda oldukça objektif bir şekilde dönüp öz eleştiri verme zorunluluğu bulunuyor.

    • Eleştiriye tahammül edememe, sinirlenme, ani tepki verm
    • Savunma mekanizmasını devreye sokma
    • Eleştiriyi anlamaya çalışmama
    • İkna olmadan, sırf yoldaşlar istedi diye samimiyetsiz öz eleştiri verme, mış gibi yapma
    • Öz eleştiri verdiği konuda düzelme gayreti göstermeme
    • Öz eleştiriyi geçici kurtuluş mekanizması olarak görme (Öz eleştiri veririm kapanır)

gibi tavır ve davranışlar da eleştirinin önünü kesen, boşa düşüren, altını boşaltan ve mücadeleye içten zarar veren tahta kurularıdır desek abartmış olmayız.

Mücadelemizde önümüze koyduğumuz her türlü etkinlik hepimizin sorumluluğunda. Bundan dolayı özellikle toplantılar başta olmak üzere, kişinin dahil olduğu atölyeler, etkinlikler, çalışmalara neden zamanında gelmediği, neden üzerine aldığı görevi yerine getirmediği hakkında öncelikle kendisine, sonrasında tüm yoldaşlarına hesap vermesi hepimizin ilerlemesinde büyük fayda sağlar. Yalnızca bahsi geçenlerde değil, her türlü hareketimizde hepimizin birbirimize vermek zorunda olduğu öz eleştiriler olmalı.

Yoldaşımızın yaptığı eleştiriler dikkate alınmalı, gereksiz alınganlıkların dışında düşünebilen insanlar olarak, yapıcı hareketlere çevrilmeli.

Hiçbirimizin kolay bir hayatı yok, hepimiz bir yaşam kavgası içerisindeyiz ama bizim gücümüz bu kavgada yalnız olmamamızdan geliyor. Bu yüzden hiçbir yoldaşımız sorumluluklarını aksatma ayrıcalığına sahip değil. Bilgilendiğimiz hiçbir gelişmeyi unutmak, iş yükünden dolayı yorgunluğunu bahane etmek, günler öncesinden belirlenmeye çalışılan toplantı günlerinde, ortaya çıkan ertelenebilir durumları (arkadaş ziyareti, misafir gelmesi, bir önceki günden ani gelişen gezi planlaması vb. gelişmeler gibi) öz eleştiri olarak sunmak diğer tüm yoldaşlarına yapılan haksızlık olarak kabul edilip, daha öznel öz eleştiriler verilmeli.

Unutmamalıyız ki eleştiri sadece dosta / yoldaşa yapıcı olması için yapılır. Bundan dolayı eleştirilere karşı alınganlıkların ötesine geçmemizi hep birlikte sağlamalıyız.

İlk bakışta epey sekter ve katı kurallar bütünü gibi okunabilir bu yazılanlar. Oysa Kapitalist sistem sürekli olarak içeride ve dışarıda savaş halinde iken, bu hassasiyetler hayati önem taşıyor.

Önemli olan hayatımızdaki önceliklerimiz, öncelik sıralamalarımız. Kavanoza kumu koyduktan sonra çakıl taşlarını koyamayız. Her şey hayatımızda bir yer tutuyor. Şayet liberal isek bu konuları bu kadar dert etmez, eleştiri-öz eleştiriyi kavrayamaz, sorumlulukları sorumluluk olarak görmez, dert edinmez ve önceliklerimize göre yaşarız. Şayet Devrimci bir yaşamı tercih ediyorsak önceliklerimizi belirler, hayatımızı ona göre şekillendiririz.

Bütün bunlar bizim keşfimiz değil. Devrimci mücadelenin tarihi ve pratiği bunun güzel ve ders çıkarılası iyi-kötü örnekleriyle dolu…